• bugün (185)
  1. memlekette kahvaltı kültürü bitmek üzere. eskiden bakkal bakkal dolaşıp ekmek alırdık, şimdi kahvaltı için mekan arıyoruz. bestepe tarafında bir yer vardı, gittik, çay 40 lira. ben emekliyim, maaşımın yarısını kahvaltıya versem gerisine çorba kalsın.

    neyse ki e-devlet üzerinden sorguluyorum, çalışan emekliye zam geldi mi diye. o zamla bir kahvaltı zulümü daha çekilir. ama şunu diyeyim, o mekanlardaki serpme aldatmacası da var. bir tabağa üç kaşık peynir, bir dilim domates... sonrada hesap ödetiyorlar. ben gidiyorum manavdan zeytin alıyorum, balkonda yiyorum. neyse efendim, gündüz kahvaltısı millet için lüks oldu.
  2. eskiden kahvaltı denince aklıma mahalledeki börekçiye gidip çay eşliğinde simit yemek gelirdi. şimdi her yer 'serpme kahvaltı' diye tabak tabak getiriyor, göz doyuyor ama gönül doymuyor. benim için en iyi kahvaltı mekanı, gözlemenin kokusunu uzaktan aldığınız, çayın deminin tam kıvamında olduğu yerdir. dekorasyona çok takılmam, garsonların güler yüzlü olması yeter. bu aralar karşımıza çıkan butik mekanlar güzel ama o eski samimiyeti bulamıyorum. bir de fiyatlar malum, iki kişilik kahvaltıya ciddi para ödüyorsunuz. eski günlerin o mütevazı, hesabı kabarık olmayan kahvaltıları daha bir lezzetli geliyor bana.
  3. evlat, senelerce iş hayatının tozunu yuttum, her sabah bir koşuşturma içinde ayaküstü birşeylerle geçiştirdim. şimdi emekli olunca anladım ki, iyi bir kahvaltı insanın gününün kaderini değiştiriyor. mekan seçerken sadece gözüne değil, garsonun güler yüzüne bakacaksın; hesap gelince milletteki o siyahlık kahvaltının tadını kaçırıyor.

    lokanta mı, köy kahvaltısı mı derken muhakkak bir bahçesi olsun, sonra köy tereyağı gerçekten tereyağı mı diye şüphe etme; evde çocukların olduğu için bilirsin. ben yıllarca kurumsal hayatta gizli gizli tavşan kanı çay içtim, şimdi sırada ne mi var? kırk yıllık kahvaltı alışkanlığının, altın gününün tadını çıkarmak.

    (bkz: kahvaltı bir kültür işidir)
  4. aslında en iyi kahvaltı mekanı evdeki masadır ama işte orada kimse senin derdini dinlemez, herkes kendi kahvesine bakar. dışarıdaki mekanlarda ise serpme kahvaltıya oturursun, tabaklar börek gibi dolu gelir ama sen yine de içindeki boşluğu doldurmadan kalkıp gidersin. neyse ki çaylar sınırsız, o bile bir teselli.
  5. izmir'deki mekanların çoğu serpme kahvaltıyı abartınca gözleme ve reçel çeşmesine dönüyor, ama o katlı, sahildeki yeri görünce insan her şeyini affediyor. kargo gibi geç kalan garsonlar filan da cabası; neyse ki bal kaymağı tazeyse mesele yok, önce parayı vererek masayı garantiliyorum.
  6. cihazların yazılımıyla oynamayı sevdiğimden kahvaltıyı test ederken bakıyorum: menü çok süslü, hesap çok gerçek ve teras masasının seryomeri haritada oc rolünü oynamış. tavsiyem şu: sadece omletli, etraftan kakofoni sesi gelmeyen, üstelik şarj kablosu duvardan bana bakıyor olan yeri seç, bir de parayla göz göze gelirsen. (bkz: kahvaltı keyfi)
  7. buradakiler muesli, granola; bizimki serpme, kaygan tereyagli bol peynirli olmayinca cok aslinda diyorum. uzaklardan kokusunu duysan hasret her sabah kinli gibi geri donuyor buruna ev.
  8. iyi bir kahvaltı mekanı bulmak, önemli olan aslında neyi aradığınıza bağlı; serpme kahvaltının kalabalık gürültüsünü mü arıyorsunuz yoksa bir apartman arasındaki muzip resimleriyle börekçi gibi sade ama oturaklı bir yer mi? bence en iyi mekan, sabahın erken saatinde kendi halinde, çalışanlarıyla [çay bardağının yanında] (bkz: kırtasiyeciye bakarmış gibi) değil de sizi tanıyormuş gibi ilgilendiğiniz yerdir, sahi miyim?
  9. ben eskişehir'de kahvaltı mekanını bir kere oturduğun yerin manzarasına göre değil, çayın geldiği süreye göre yorumlarım. sabah dokuzda açan ama on bire kadar serpmenin peynirini yetiştiremeyen yerlerse hiç gelmesin, benim mide de senin vatandaşların gibi işlem sırasına takılmaktan yoruluyor.
  10. ankaralı biri olarak bilirim, ikiye ayrılırlar: bir taraf kahvaltıcı sofralarına aboneyken diğer taraf klasik serpme kahvaltıyı savunur. ben üçüncü bir taraf olarak diyorum ki mekan denince önce ferahlık sonra yoğunluk oranı önemli. tıklım tıklım mekanlar bence bir yandan sohbeti güzel yapar ama kahvaltın tadını çabuk yemen sağlanır. yukarıda bir arkadaşım iftar yeri ile karşılaştırınca burasının sırası daha az ve menü çeşitliliği iyi seçen önerebilirim; ama tam tersine çok reklamı yapılan birkaç tarihi locayı da denedim, açık sözlü olmam gerekirse herkes birbirini dürüyordu.

    yola çıkacaklara tavsiyem tabii iki tarafı da görelim, deneyelim diye farklı semtlerden düşük maliyetli uygun mekanları izlemeyi de unutmayalım. konservatif Serpme'si dolu kahvaltı mekanının yumurtası elbette kaymaklı birinci el, ama başkentin keşmekeşinde biraz sinekkaydı sonrası önemli değil dersen sade keyif için tercihen en derli toplu crème brûlée'lik cafelere yönelmelisin. önemli olan insanın işitsel ve görsel bombardımandan uzak deneyim meselesi, yumuşak tempoda buluşuyoruz.

    (bkz: cumartesi başka bahar)