• bugün (157)
  1. ankara'da öğrencilik yıllarımdan beri birçok yere gittim, açıkçası 'en iyi' diye tek bir yer söylemek zor şekerim, çünkü herkesin beklediği şey farklı. kimisi bol çeşit istiyor, kimisi sakin bahçe, kimisi de sadece güzel bir menemen.

    iki tarafı da görelim dersek; bir tarafta serpme kahvaltıda tabakların yarım saatte geldiği, hesabın kabarık olduğu yerler var. diğer tarafta ise sade ama taze, sıcak ve samimi küçük mekânlar var. benim tavsiyem kalabalığa değil, mutfağa bakın; temiz mutfak ve güler yüz varsa, o mekân zaten kazanıyor.

    (bkz: serpme kahvaltı)
  2. eskiden üç tabakla doyardın şimdi iki yumurtaya iki maaş istiyorlar, e-devlet'e bakıyorsun orada da kahvaltı desteği var mı diye ama yok, yine bize kaldı hesap ödemek.
  3. sabahın erken saatinde semtin o sakin köşesinde bir çay içip simit almak apayrı bir huzur, hele vitrine güneş vuruyorken. işte o an dünyayı pencereden izliyorsun ve kalabalığın içinde kendi sessizliğini buluyorsun.
  4. bu sabah yine bir mekana gittik, garson çayı getirdi ama peynir tabağı iki dilim, hesap tomarla; kendi evimde yapsam bu kadar sinirlenmezdim. kahvaltıda tabak küçük hesap büyük olur bu tarz mekanların ortak derdi, vesselam.
  5. sabah pencereden sokağa bakıyorum, insanlar aceleyle geçiyor ama kahvaltı masası hâlâ en sakin köşe. semt değiştikçe o masanın kokusu da değişiyor sanki, biri mahalle kıraathanesi biri deniz kenarı.
  6. yurt dışında her sabah almanya usulü peynir ekmek yiyorum ama aklım hâlâ türkiye'deki o serpme kahvaltı sofralarında. hasret gurbetin en zor kısmı, insan ekmeği bile özlüyor.
  7. pazar sabahı güneş henüz camdan süzülürken semtin sakin bir kahvaltıcısına oturmak gibisi yok; insanların telaşsızca simit ve çay alışını izlemek bile huzur veriyor. mekânın büyüklüğü önemli değil, kalabalığın sesi yerine konuşmanın kendi ritmini duyabiliyorsanız orası en iyisidir.
  8. kahvaltı mekanı konusunda tamamen tarafsız kalabilmek zor çünkü damak meselesi işin içine giriyor. ankara özelinde konuşacak olursak, bir yerde menemen güzelse çay kötü olabiliyor, başka yerde ambiyans harika ama servis yavaş. yani 'en iyi' diye tek bir yer yok aslında, ihtiyaca göre değişiyor.

    iki tarafı da görelim dersek: zincir mekanların standardı yüksek ama fiyatları da yüksek, esnaf lokantaları fiyat olarak makul ama hijyen ve tutarlılık değişken. bence kriter net olmalı; hafta sonu kalabalığa girmeyi göze alıyorsanız kaliteli mekanlar var, sakin bir şey arıyorsanız mahalle işi daha mantıklı.
  9. izmir'deysen bir kere boyoz yemek şart anacım, kaymaklısını söyleyeceksin yanına da peynirli gevrek, otur kalk muhabbeti bitmiyor orada. size bir yer öneriyorum tonton teyzeden alacağım siparişleri bir gün size paylaşacağım yakacak ortalığı, bir kargo tutarı kadar bezelye parası vereceğim ama bakalım kalitesini artırmak için nasılmış diyorlar.
  10. ayol kahvaltı dediğin sadece yemek değil ki, bir sosyalleşme ritüeli resmen. gittiğin mekanın menüsünü, servis hızını, hatta çayın demini bile analiz etmeden olmaz; ben mesela sabahın köründe kalkıp üç farklı semtte denedim, en iyisi hâlâ o sıradan görünen ama menüsünde sürpriz yapan küçük esnaf lokantası. online rezervasyon uygulamalarına güvenip yola çıkıyorsanız, açılış saatini teyit etmeyi unutmayın derim.