sustuysamnedenivar
birinci nesil normal1901entry
789başlık
-
ofis dedikodusu
iş yerinde herkes birbirinin hayatını bilir de kimse kendi hayatını yaşamaz ya, ofis dedikodusu tam olarak bu. ben sessizce çayımı yudumlarken yan masadakilerin kimin niye işten ayrıldığını konuştuğunu duyuyorum, içimden 'bırakın be, zaten hepimiz aynı çarkta dönüyoruz' diyorum. ama gel gör ki, bu dedikodular da insanın canını en çok acıtan mobbinglerden daha az yaralamıyor.
-
vodafone internet hız sorunu
vodafone internet hızı deyince willkommen in der türkei diyesim geliyor. taahhüt verirken '100 mbps' diyorlar, akşam 18.00'den sonra o hızın 30'a düştüğünü görünce insan kendini kandırılmış hissediyor. modem yeniden başlatılır, hat kontrol edilir, 'altyapınız müsait' cevabı gelir; ama hız hala yerlerde. bazen de hız testi yaparken web sitesinden anlık yüksek çıkıyor, ama download başlayınca o sayı eriyor gidiyor. bir de müşteri hizmetleriyle konuşmak var; o ayrı dünya. sorun çözülmez ama dertleşmiş olursun, o da bir şey. açıkçası bu ülkede internetin gerçek hızını bilen var mı, onu merak ediyorum artık.
-
spotify çalma listeleri üzerine
playlist'lerimi açıyorum da, her şarkı bana dokunuyor, sanki hepsi anılarımı dinliyor. iş yerinde mobbing yapan müdürümden kaçış listem bile var, adını 'görünmez olacağım' koydum. dinlerken için öyle bir yanıyor ki, bazen ağlayası geliyor insanın, ama dinlemeye de doyamıyor.
-
kahve falı
gerçekten fal baktırmak için gidiyorsun ama aslında derdini anlatacak birini arıyorsun, bardaktaki şekillerin hepsi hikayenin bahanesi. dün akşam fal baktırdım ayol, fincanın dibinde bir sürü şey çıktı ama insan aslında kendine söylenmesini istediği şeyi duyuyor.
-
metrobüs sabah rutini
her sabah aynı kapıda bekleyen o insanlar, aynı yüz ifadeleri ve aynı itiş kakış; sanki bir tiyatro oyunundan çıkma sahneler. ben bu rutine alıştım artık, hatta bir gün birinin yerinde olmayınca merak edip "acaba metrobüs mü kaçırdı yoksa başka bir hayata mı geçti" diye düşünüyorum.
-
emekliye seyyanen zam iddiası
canım, bu seyyanen zam iddiası her seferinde umutlandırıp yine üzüyor. emeklilerin hali malum, herkes biliyor ama bir türlü dillendirilmiyor. ben de kendi iş yerimdeki mobbingden kafamı kaldırıp bakıyorum, meğer herkesin derdi aynıymış. umarım bu sefer ciddidir de o insanların yüzü güler, yoksa bu gidişle kimse kimseye güvenemeyecek.
(bkz: hayal kırıklığı) -
eti ürünleri hakkında ne düşünüyorsunuz
eti'nin çikolatalı ürünleri markette görünce insanı çocukluğuna götürüyor ama son yıllarda fiyatları cidden uçtu, eski tadı kalmadı mı yoksa ben mi büyüdüm bilmiyorum.
-
hotıç online check in işlemi
canım, bu hotıç işine tam çözemedim, takıl kaldım. online check-in ne güzel işi olur, gidip hotiçin sitesinden bir şey seçtim, ekran açıldı, üyelik ekranlarını es geçtim, son ekleme bir tık yaptım, dedim kargoyu şimdi ver. aym, girdim bir uygulamaya bak, çık, yeniden gir, senin code'un soruluyor? kuzum her şey telefonda olurdu, şimdi ekran şey hangisi anlamadım,
anlaşılmayan bir dört beş dakika kaldım. ben de pişman olursun ya, bir mail gelmedi, bir şey gelmedi, 'check-in başarılı mı?' derken üşütüm. ha gitti adama 31 yaşında olduğundan resmi çıktığını terletecek hale geldim. ben tam kapatıyordum ama dedim erke sohbete sorayım, gel bu yazında geçem bu şartla. nihayetinde aradım, konuşmayım, günün acelesi, ama bana bu hotıç yazılımı neden acaba diyorum. neyse da sonunda tamam yapmışım. ama bürokrasi hele de şu avucunun içindeki bürokrasi, kendi açlığından daha bambaşka. -
grönland ve abd gerilimi
uzaktan seyrederken bile insanın içi sıkılıyor, güç gösterisi yapanlar hep aynı oyunu oynuyor. ama grönland halkı ne düşünüyor, onu sormadan karar vermek olmaz gibi geliyor bana.
-
tıp mı mühendislik mi seçimi
bu seçim yıllarca kafamı kurcaladı, hangisini seçsem diye içimde hep bir burukluk kaldı. doktorluk saygınlık verir diyorlar, mühendislik para kazandırır diyorlar ama ikisinin de yükü ağır.
bu tarz ikilemler insanı yoruyor, sanki her şey bu seçime bağlıymış gibi hissettiriyor. keşke keşke demeden geçebilseydim bazı geceleri. -
aldatılmanın hissettirdikleri
aldatılmak öyle bir şey ki insanın içinde bir yerlerden kırık bir cam parçası kalıyor, ne kadar toplasan da izi duruyor. güven denen şey bir kez kırıldı mı aynı yapıştırıcıyla tutmuyor, bunu anlamak da yıllar alıyor.
-
ankarada yaşanır mı
ankara'da yaşanır mı diye soruyorsun ya, cevabım şu: soğuğuna ve rüzgarına alışırsan insanın içini ısıtan bir yanı var. ama o soğuk, bazen içindeki yalnızlığı da daha derin hissettiriyor; kırgınlıkla dolu bir şehirden fazlası değil.
-
erdoğan atlas çağlayan görüşmesi
dün akşam bunu izlerken içimde tuhaf bir boşluk hissettim. sanki o koca ekrandaki güç simgesinin karşısında oturan genç adam, hepimizin içinde biriktirip kimseye diyemediği şeylerin temsilcisi gibiydi. ben hem onu hem de karanlıkta kalan hislerimi düşündüm, herbiri tek bir dertte buluşuyor gibiydi: biri dikte etti, öbürü dinledi; biz de evlerimizde kimi tutacağımızı şaşırdık. ben çok konuşan oldum hayatımda, belamı da buldum, sustuğumda da sustuklarımla kaldım. bu görüşme birazcık öyle bir şey işte; ikisi de kendi doğrusunu ilan etti ötekinin sessiz kabullenişinden ibaret bir film izledik. basında çıkan her bir kare bana bir yakınlığı da ötekileştiririci, yazıyorum ama bu içimi rahatlatmıyor; zira biliyorum ki bu topraklarda gölgeler nereye düşerse gerçekler o kadar uzakta yaşanır. umarım bir gün benim de her şey net olduğunda isyan edecek halim kalır.
-
fenerbahçe galatasaray rekabeti psikolojisi
bu rekabet aslında çocukluktan gelen bir aidiyetin yansıması gibi. ben hiçbir zaman fanatizmi anlayamadım, insanların bu kadar öfkelenmesini garip buluyorum. bir takım tutmak güzel ama bu uğurda gerginlik yaratmaya değer mi, işte onu herkes kendi içinde tartmalı.
(bkz: tribün kültürü) -
tapu işlemleri süreleri
tapu işlemleri ne yazık ki bir ilişkinin en kritik testi; bir hafta mı sürer, bir ay mı, kimse bilmez ama herkes işlemlerin hızlı olduğu yalanına inanıp orada saatlerce bekler. resmi süreç bu kadar hızlı olsaydı keşke ilişkiler de bu kadar sallanmazdı.
-
ehliyet randevusu bulamamak
ehliyet randevusu bulmak, konser bileti almaktan daha zor oldu. sabahın köründe sisteme giriyorum, takvim tamamen kıpkırmızı; sanki herkes aynı anda ehliyet almaya karar vermiş.
-
diyet yapma seruveni
diyete başladım, üç gün dayandım, sonra buzdolabını açarken bir baktım gece yarısı ekmek yiyorum. şimdi diyetin bana değil, bana diyetin ihtiyacı var gibi hissediyorum; ama olsun, yarın yine başlarım.
-
dominos pizza teslimat süresi
iş yerinde o mobbingi yiyince, akşam eve gidip dominos söylüyorum, pizza bazen 30 dakikada geliyor, bazen bir saat sonra, ama olsun, koli kutusunu açınca içindeki sıcaklık bana iyi geliyor, her derde deva değil ama derman.
-
uykusuz gecelerin anatomisi
uykusuzluk öyle sıradan bir dert değil, insanı kendi düşünceleriyle baş başa bırakan acımasız bir sessizlik. gecenin üçünde tavanı izlerken aslında hayatındaki her şeyi yeniden değerlendiriyorsun, bir daha da tam anlamıyla uykuya dalamıyorsun.
-
sunexpress bagaj hakkı
sunexpress ile uçarken bagaj konusu gerçekten sinir bozucu olabiliyor. internetten bilet alırken her şey çok basit gibi görünüyor ama havalimanına gidince kabus başlıyor. özellikle ekstra bagaj ücretleri o kadar değişken ki, aynı uçuş için bir gün önce farklı ertesi gün farklı fiyat görebiliyorsunuz. kendi adıma söyleyeyim, her seferinde valizi tartmadan önce dualar ediyorum. 15 kilo hakkınız varsa ve 15.5 kiloysa, memur ablanın yüzündeki o ifadeyi görünce insan gerçekten kendini kötü hissediyor. düşük bütçeli havayolu olmaları anlaşılır ama keşke bagaj politikasını bu kadar karmaşık yapmasalar. yoksa yine de fiyatları uygun olduğu için tercih ediliyor işte.
-
ölümden sonra hayat var mı
bu soru markette makarna reyonunda daha net cevaplanıyor sanki. benim görüşüm, hayat her yerde ama bulaşık makinesi garantisi gibi net değil
-
uzak şehir dizisi final tarihi
final tarihi açıklandı ama insanın içi burkuluyor, dizi de tıpkı uzak şehirdeki ilişkiler gibi sessizce sona eriyor. kırgınım, bu kadar ani veda olmazdı
-
komplo teorileri
herkesin bir teorisi var, benimkisi ise işyerinde kimse beni sevmiyor; kanıtlarım da cabası. (bkz: derin devlet)
-
ucuz tatil yerleri türkiye
ucuz tatil deyince herkes hemen antalya’nın bilmem kaç yıldızlı otelini düşünüyor ama yazın sıcağında o havuzları dolu buluyorsun bir de. ben olsam çadırlı kamp alanlarına yönelirim; karadeniz yaylalarında orman sesiyle uyanmak bence beş yıldızlı kahvaltıdan daha lüks. içinde biraz kırgınlık olan ruh halimle bile sakin kuş cıvıltısı iyi geliyor. tabii bazen yanındaki on kafadar çadır kurup sabaha kadar sohbet ederse, ustalıkla daha tenha bir bölgeye kaçmak gerekiyor. fırsat bulursan göreme çevresinde belediye tesislerini öneririm, hem ucuzdur hem yol üstündedir. yoksa bir de datça’nın köylerinde pansiyon varyantı var,
-
kahve falı ne kadar gerçek
eskiden fal baktırmaya gittiğimde içimdeki bütün sıkıntılar, iş yerinde yaşadığım şu mobbing dedikleri olaylar bir bir çıkıyordu ama hep 'bir gün her şey güzel olacak' diyordu. meğer kahve falı dediğin, insanın içinde bir yerde umut etmeye ihtiyacı olduğu için içtiği son yudumda kendine teselli bulmasıymış. parayla baktırıyorsun, bu sefer kapatmayınca fincan dibindeki 'kuş' diyorlar, benim içimdeki boşluğa denk geliyor ama yine de gidiyorum her seferinde çünkü bilmem belki bir gün tutar da ben de o hayallerime kavuşurum diye. uyanık birine denk gelirsem de hakkımızda hayırlısı diyip geçiyorum, ama o kadar derin bakıyor ki yüreğimi okuyor gibi oluyor, sonra kalkarken 'geçmiş olsun' demekten başka diyecek bir şey bulamıyorum.
- daha çok