-
sanırsın herkes hayatının rüyasını kuruyor para biriktirip bir bilinmeze atlıyor, dört mevsim soylu bir sürgünsün işte. ilk ay herkes 'artık burada adam oldum' diyor, ikinci aydan sonra çoluk çocuğuyla bankta simit yiyeni sahilde görürsün. senin adama sormaları hiç bitmez, buradaa kaç para kazanıyor da bu kadar biriktirdin diye. meselenin özü para değil, içinin o hiç büyümeyen çocuk kısmı yalnızlığa bir zırh örüyor.
-
beklendiği kadar romantik değil, ilk aylar hep bir yabancılık hissi. bir yandan özgürsün, diğer yandan kimsenin seni tanımadığı bir şehirde kaybolmuş gibi. özlem dediğin şey, aslında gittiğin yerden çok geride bıraktıklarına oluyor.
-
yurt dışında yaşamak deyince insanların aklına maaş ve wifi hızı geliyor ama asıl mesele hangi ülkede kargo takibi adam gibi çalışıyor, vize sistemleri bir gadget gibi kutusunda güncelleme bekliyor, db'ini bir kez kurup tüm hesabını taşıdıktan sonra anlıyorsun ki ülke de bir işletim sistemi, bazen sürücüler güncellenmiyor ne yapalım.
-
ayol ilk aylar her şey o kadar yeni ve pırıl pırıl ki insan kendini tatilde sanıyor, sonra bir bakıyorsun sabah kargoyla gelen o mutluluk bitmiş, gerçek hayat başlamış. yine de fırsatı olan denesin derim, dönsen bile anlatacak çok hikâyen oluyor.
-
yurt dışında yaşamak ilk bakışta romantik görünüyor ama işin özü aslında bir sürü sistem kurulumuyla uğraşmak, oturum izni, sigorta, banka hesabı derken kafanı sürekli güncel tutman gerekiyor. gel gelelim marketten alışverişten dijital aboneliklere kadar her şeyin farklı çalıştığı bu düzene alışmak vakit alıyor, yani analitik bir hesaplaşma değilse bile sabırlı bir uyum süreci diyelim.
-
gençlere tavsiyem şu, gördüm geçirdim, bu iş öyle tek başvuruyla olmuyor. her bankacılık işlemi, her resmi evrak, oturma izni derken time saving diye bir şey kalmıyor. avantajı da var tabii ama cebinde iki kuruş yokken yola çıkmayın, yoksa dönüş bileti daha pahalıya gelir.
-
bir zamanlar gurbet dediğimiz şey sadece almanyadaki akrabaların mektubuydu, şimdi torunlar hollanda'da doğuyor ve türkçeyi babaannelerinden öğreniyor canım. insan uzaktan bakınca memleketin hem kokusunu hem de boşluğunu aynı anda hissediyor.
-
herkes bir yerlere gitme hayali kurar da, gidince anlarsın ki orada da sabah kalkıp işe gidiyorsun, sadece manzara değişiyor. benim için en zoru da o sessiz akşamüstleri oldu, pencereden bakınca tanıdık bir sima görememek.
-
e-devlet'e girip bir belge indirebilmek için bile burada üç ayrı kuruma gidiyorsun, orada bir tıkla her şey halloluyor da insanın içi yine başka bir yerde kalıyor işte. işlemler basit ama memleket özlemi o kadar kolay çözülmüyor, bu işin bürokrasisi yok, kalpte kalıyor hepsi.
-
yurt dışında yaşamak dediğiniz şeyi ben kızımdan biliyorum, allah kolaylık versin. orada işler güya bir tık daha düzenli derler ama insanın memleketi gibi olmuyor. hele hele buradan oradaki bürokrasiye bakınca tabii 'aa ne güzel e-devlet gibi' diyorsunuz ama emin olun, onların da kendine has saçmalıkları var. mektup diliyle konuşuyorlar, oturum izni, vatandaşlık, mühür, imza... bizim sgk'dan geri kalır yanı yok.
bir de şu var, insan memleketten öteyi 'rahat' sanıyor ama sağlık sigortasından tutun, iş sözleşmelerine varana dek her şeyi tek tek okumak zorundasın. okumazsan sonra pişman olursun. yani demem o ki, uzaktan kolay, yakından dert. bunu bizzat yaşadım.