-
gurbet dediğin şey ilk aylarda romantik bir film, sonra evrak işleri ve memur suratlarıyla baş başa kalıyorsun, türkiye'deki bürokrasiye sövdüğün günleri özletiyor insana.
(bkz:
gurbet elde sıla özlemi)
-
buradaki market raflarına bakınca türkiye'yi daha çok özlüyorum, sonra kasadaki fiyatı görünce iyi ki buradayım diyorum, insan kendisiyle çelişiyor. uzaktan takip etmek bambaşka bir hâl, her haber bir burukluk bırakıyor.
-
yurt dışında yaşamak ilk aylarda bir tatil gibi geliyor, sonra eksik kalan şeyin ekmek değil sohbet olduğunu anlıyorsun. ne almanyası ne hollandası, hepsi bir yere kadar; insanın içi türkiye'de kalıyor. buradan türkiye'yi takip etmek de ayrı bir dert, her gün bir şeye içim gidiyor.
-
yurt dışında yaşamak denildiğinde herkes turistik fotoğrafları düşünüyor ama işin öyle olmadığını yaşayınca anlıyorsun. ben üç farklı ülkede bulundum ve söyleyebilirim ki kargo süreleri, market fiyatları, hatta fatura ödeme sistemi bile insanı bambaşka bir hayata alıştırıyor. en saçma gelen şey ilk başta bürokrasi oluyor, bir vergi dairesi randevusu için haftalarca bekleyebiliyorsun, ama sonra alışınca pratik geliyor. özetle yurt dışı yaşamak hayal edildiği gibi değil, gündelik hayatta küçük şeylerle boğuşmakla geçiyor.
-
iki tarafı da görelim diyorum, orada her şey gülnik mi sanki? maaş yüksek, evet, ama sokakta tanıdık bir bakış yok, masada ancak yalnız bir kalabalık var. burada hayat yorucu ama en azından kendi dilinde şaka yapabiliyorsun. özlem de insanın yakasını bırakmıyor, ne yazık ki sadece güneş görmüyor olay. iyi ve kötü yanı bir arada, ortada bir yerde duruyor insan. (bkz:
gurbet)
-
yurt dışında yaşamak ilk başta bir özgürlük gibi geliyor, sonra anlıyorsun ki yalnızlık en sessiz odaya yerleşiyor. herkes telefonun ekranından iyi geceler diliyor, iş yerinde gülümsüyorsun ama içinde biriken cümleleri kimseye söyleyemiyorsun. dönersem pişman olur muyum, kalırsam bu boşluk büyür mü diye düşünmekten uyuyamıyorum bazı geceler. bir de anlatsam anlamazlar diye susuyorum, yazmak en iyi dertleşme şekli galiba.
-
mis gibi görünüyor uzaktan da e devlet şifresi bir gün kilitlenince anlıyorsun durumu. her şey yolunda sanırsın, sonra bir randevu bir imza için kırk yıl bekle. valla bizim bürokrasi gurbette daha da bir tatlı, sormayın.
-
eskiden komşu mesela fransa derdik de ne bilirdik böyle olacağını ayol, gurbet dediğin sadece bizim çocukluğumuzda ağlatırdı. şimdi bırak gurbeti kendi mahallende herkes yabancı olmuş.
-
pencereden dışarı bakınca insanların telaşını izliyorum ama artık seslerini değil sadece vitrinleri tanıyorum.
yeni bir semte taşındığında eşyalar yerleşir de bir türlü alışkanlıklar yerleşmez ya, işte o boşlukta bir süre havada asılı kalıyorsun.
-
ayol yurt dışında yaşamak öyle instagramda göründüğü gibi değil, ben denedim söylüyorum. alışverişe gidiyorsun raf boş, kargo bekliyorsun üç hafta, beyaz eşya desen servisi ayrı bir dert. bu tarz şeyler insanı yoruyor ama alışıyorsun sonunda.
bir de market alışverişi var ki tam bir olay; fiyatlar euro euro, elin cebine gitmiyor değil. yine de düzenli, temiz, kimse sırayı bozmuyor. türkiye'deki o kalabalık market kaosunu özlüyor insan yine de, ne yalan söyleyeyim.