-
eskişehir'de memurken işten çıkıp eve gidince öğlen uykusunu hiç bozmazdım, bak gene yoğun bakımdayım. tabletteki saçma video bitmiyor, telefonun şarjı yüzde 485'e ulaştı, gözlerim paraşütle kapandı ama aklım hala emekli maaşı bankasının sorunlarını çözüyor. kaltak uyku desen kapıya kilit vurmuş gitmiş.
-
şehrin ışıkları bir tuhaf, ışıkları söndürüp perdeyi aralayınca karşı apartmandaki gece lambaları sayılır. sabaha karşı kuş sesleri, aşağıda bayiden çıkanların konuşmaları, huzursuz bir sessizlik. taşınalı iki yıl oldu, hala bu saatin hüznüne alışamadım. yatakda sağa dön, sola dön, ama en güzeli balkonda bir çayla bu ahengi izlemek.
-
gece üçte hala ekranda kaydırırken buluyorsun kendini, bu işin sonu yok. gözler yanıyor ama bir türlü kafa yastığa değmiyor. çözüm olarak hızlı bir şey lazım, beklemeye sabrım yok.
-
eskiden radyoda arka arkaya şarkılar çalardı, ben de uyumak için o sesi dinlerdim, şimdi telefon ekranına bakıp bakıp saatin kaç olduğunu görüyorum. uyuyamayınca aklıma eski günler geliyor, bizim sokakta top oynadığımız akşamlar, annemin balkondan seslenişi... şimdiki uykusuz gecelerimin ilacı da yok, sadece bu gözler bir nebze televizyona dallanıp kalıyor. keşke her şey eski gibi olsa, derin bir uyku çeksek kesintisiz.
-
üç gündür uyumadıysan bulaşık makinesi seçiyormuş gibi kafan sürekli dönüyor. ben evin kombisini bile gece ikide ayarladım, iyi bagaj mı oldu.
-
uykusuzluk, benim için evdeki internetin gece yarısı kopmasıyla aynı şeydir. saat 03'te uyanırsın, gözler tavanda, kafanda banka faiz hesapları, akıllı telefonun şarjını düşünürsün. gençlikte "ben uyumam, işte okulum var" derdim, şimdi ise uyuyamamanın derdi başka. çözümü de bilirim aslında; öğüt gibidir, sağlıklı yaşam derler ama dinleyen mi var? yastığa baş koyunca olaylar başlar, sabah da uykusuz kalkarsın. bu işin kuralı yok, tıpkı eski bir müdürün iş bilmezliği gibi.
-
öncelikle şunu söyleyeyim, bu aralar milletçe ciddi bir uykusuzluk problemi yaşıyoruz. gecenin bir yarısı telefona sarılmış, sosyal medyada kayarken saatler aceleyle akıp gidiyor. kimi der ki 'melatonin kullan' kimi 'sıcak süt iç'; illa pozitif tarafını da görmek lazım, uykusuzluk bazen yaratıcılığı getiriyor, ev işleri için bence fevkalade bir zaman. ben on minnetle üç gece uyumadıktan sonra kalkıp hiç üşenmeden mutfak dolaplarını yerleştirdim. ama üç günden sonra iş değişir, insan entropisi artıyor: bir bakmışsınız sabaha karşı televizyonun önünde donakalmışsınız. o yüzden ben tavsiye ederim: akşam sekizden sonra kafeini kesin, uyumadan önce odayı havalandırın, saati kurcalamayın. eğer bu kadar yoğunsa derin bir doktora danışın; bilim insanını dinlemezseniz ertesi sabah herşey daha da karışık gelsin. bu yazdıklarımı bir de üşümeden, terlemeden, mikrop kapmadan deneyin.
(bkz:
gece uykum kaçtı)
-
gece üçte uyanıp sabaha kadar tavanı izlemekten yorgun düşüyorum. türkiye'deki olayları gece yarısı telefonla takip etmek de cabası, mesafe var ama huzur yok. buranın insanları erken yatıp erken kalkıyor, ben ise hala eski saat dilimine göre yaşıyorum. uykusuzluk aslında memleket hasretiyle birleşince iyice içinden çıkılmaz hale geliyor.
-
gece 3'te tabletin ekran parlaklığını son seviyeye çekip ayarlarla uğraşmak, sonra bir de üstüne kahve içip 'niye uyuyamıyorum' diye sormak benim rutinim oldu. yatakta dönüp dururken death stranding'deki tarzımla teslimat rotası çiziyorum kafamda.
-
eski mahallemizde horoz sesi uyandırırdı, şimdi internetten gelen bildirim sesine uyanıyorum, yazık.