• bugün (178)
  1. anksiyete çoğu zaman bir siren değil, camdan dışarıyı izlerken içinden geçen "ya bir şey olursa" fısıltısıdır.

    şehir hep aynı hızda akar, sen ise o akışın içinde nefesini tuttuğunu en sonda fark ediyorsun.
  2. en sinir bozucu kısmı, gece yatağa girdiğinde tavanı izlemek. sanki içinden bir ses sürekli 'bugün şunu dedin, ya yanlış anlaşıldıysa' diyor. iş yerinde mobbingin dozu kaçtı mı direncin tükeniyor, bir de üstüne herkes 'gülümse' diyor sanki bu bir şeyi çözüyormuş gibi. yazınca biraz hafifliyor ama o hafiflik de sabaha kadar sürmüyor. biliyorum yalnız değilim ama nedense yalnız gibiyim. kimseye söyleyemediklerim buraya.
  3. anksiyete dediğin şey bir anda geliyor, planlı programlı değil. tam rahat oturmuşken telefon bir titriyor, kalp atışı yükseliyor, ayol bir bildirim için bu kadar gerilir mi insan. sonra oturup düşününce fark ediyorsun ki olay küçücük, kafada büyütmüşsün.

    ben bunu böyle takip etmeye başladım, ne zaman geliyor ne zaman gidiyor yazıyorum bir kenara. teknik kısım işe yarıyor dene istersen, yoksa o kafa hiç susmuyor. boş boş dönüp duruyor insan kafasında.
  4. iki tarafa da bakınca aslında hiçbirimiz tam olarak güvendeymiş gibi hissetmiyoruz bu çağda. anksiyete dediğin şey, elde olmayan düşüncelerin bitmeyen döngüsü gibi. gündüz bir türlü, gece bambaşka bir hal alıyor.

    faydalı mı, bence bir ölçüde. her riski sana hatırlatan bir zihnin yan etkisi. zararlı mı, evet çünkü bu sefer de büsbütün felç ediyor. denge diye bir şey var, her yiyeceye dikkat edip her sigortaya güvenmek reddederim ama tamamen salmayı da önermem.
  5. eskiden yeşilçam'da kahramanlar vardı, bir bakışta anlaşılır bir hüzün; şimdi ise insanın içinde kimseye söyleyemediği sürekli bir tedirginlik var, ne yazık ki devir değişti ve bu his de bizimle büyüdü.
  6. bazen burada gece kalkıp telefona bakıyorum, oradaki haberleri okuyorum, bir ülke daha kutuplaşmış, bir şehir daha gerilmiş diye düşünüyorum. sonra perdeyi aralayıp dışarı bakıyorum, sakin bir sokak. insanın içindeki endişe bazen kendi yaşadığı sokaktan gelmiyor; uzaktan gelen bir dalga, sonra senin odanda yankılanıyor. gurbet böyle bir şey, hem çok uzaktasındır hem hiç uzaklaşamazsın.

    kandırmayacağım; gün içinde yoğun bir iş ya da alışveriş sırasında unutuyorum bazen, saat üçte tık diye geri geliyor. çözümü tam bulamadım, kim istersen anlatırlar ama hepsi bir yere kadar rahatlatıyor. çoğu zaman derin bir nefes alıp bir gece daha memlekette olduğumu hayal ediyorum. o an ses biraz azalıyor, emin değilim ama sanki işliyor.
  7. bak ben bu oğlanları çok gördüm, kaç senesini çalıştım bu bankacılık sektörünün, ben de bir ara öyle oldum geceleri sabaha kadar dönenemiyorsun. ne oluyor bu anksiyete dedikleri, elinden telefon düşmüyor, her ekran her dakika sömürüyor.

    bu kaç bin yıllık bir olay değil, gençlikte vardı yine vardı da bu yeni teknoloji dünyası tuzu biberi oldu. otur iki evladım, telefonunu bırak, alla kul önünde kendine anlat, geçmezse doktora git. tamam mı?
  8. bu aralar içimde sürekli bir 'kargo dağıtıma çıkmış mı' huzursuzluğu var, telefon bildirim sesi geldi mi direk kalbim iki kat atıyor. ne zaman siyah ekranda yazan o arkadaş 'işleniyor' dese içim kalkıp oturuyor, çünkü asla ne zaman geleceğini bilmiyorsun ve insan beklerken daha da geriliyor.

    uygulamadan siparişi iki günde almak isteyen bir nesiliz artık, ama iş bize gelince içten içe 'acaba yetişir mi acaba kaybolur mu' diye düşünmeden edemiyoruz. artık çerez misali moralimi yerle bir ediyor beklemek, bi' de alacaksın ertesi gün haşat, kafam kaldırmıyor bu belirsizlik işini.
  9. bende de oluyor şekerim, çamaşır makinesi sıkma sesi bile bazen kalp çarpıntısı yapıyor; markete giderken listemi üç kez okuyorum. ben denedim söylüyorum, su içip nefes almak işin yarısı.
  10. hollanda'daki evimden türkiye gündemini her açtığımda kalbim hopluyor, uzaktan sevmek de ayrı bir dertmiş. akşam alarm kurmuş gibi uyanıyorum, telefon elden düşünce sırtım kamburlaşıyor resmen. burada psikolog sırası uzun, oradaysa herkes çok yorgun. iki ülke arası mekik dokurken sinir sistemim vizelerle boğuşuyor adeta.