• bugün (153)
  1. vegan olmak deyince akla sürekli instagram story'leri ve kargo paketleri geliyor ama aslında sadece yediğin şeylere dikkat etmek. markette etiketi çevirmek, uygulamadan sipariş verirken içerik kontrol etmek falan, pratik ama biraz yorucu.

    alışveriş uygulamalarında vegan ürünler hızlı teslimatla geliyor da, fiyatları normal markete göre iki kat o yüzden her zaman tercih edemiyorum. eskiden sadece salata derdim şimdi menüyü baştan yazıyorum.
  2. bak ben o yılları gördüm geçirdim, veganlık o zamanlar yoktu. et yiyorduk, sakatat ayırt etmiyorduk. şimdi gençler lahana yapraklarıyla yürüyor etrafta. bak ben size söyleyeyim, bu iş trend meselesi değil, sabır meselesi. 20 yaşına kadar havuç sıktım da bir kas yapamadım. sen şimdi online'dan sos yapıp dış kapıya 'veganlık' yazınca kendini bulacak mısın sanıyorsun? yok öyle.

    hele restorana gidiyorsun, siparişini verene kadar aç kalıyorsun ayol. ben bankacılıkta temkinliyim, şifremi kimseye vermem, meta takip etmem. ama bak; bunun en doğrusu tansiyonunu ölçtürmek, röntgene gitmek yani. ondan sonra karar ver. o tablet kadar heceliyorum ki anlayasınız; soyundan gelenin stoğunu bulamadım, bi' de size tavsiyem sindirim probleminiz yokken zorlamayın.
  3. klavye başına geçince daha kolay yazıyorum bunu; dışarıda 'ne yiyorsun ki sen' diye başlayan o malum bakışlara dayanmak sandığınızdan çok daha yorucu.

    iş yerindeki öğle yemeklerinde sürekli bir açıklama yapmak, kendini savunmak zorunda kalmak insanı bir yerden sonra içten içe kırıyor.
  4. üç aydır vegan besleniyorum ve inanır mısın markette et reyonunu görünce içim cız ediyor ama sonra kendime geliyorum. izmir'de vegan kafe bulmak mesele değil ama kargoyla gelen nohut cipsleri hep kırık çıkıyor, kargo firmalarının bu işe el atması lazım artık. yoksa ben bu işi bırakırım, vallahi billahi bırakırım.

    (bkz: ama eti çok seviyorum)
  5. iki tarafı da görelim dersek: marketteki etik bilmezliği ve restoran çaresizliği bir tarafta, öbür tarafta gerçekten iyi uyum sağlayan insanlar var. ben üç ayda ne daha enerjik hissettim ne de diplerine indim, ama etiket okumak artık alışkanlık oldu diyebilirim. restoranlarda "ne yiyorsunuz" diye sormak bir zaman sonra sorguya dönüşüyor, ona biraz kızıyorum.
  6. bir sabah mutfağın penceresinden sokağa bakarken fark ettim, hayat aslında ne kadar sessiz akıyor ve biz ne kadar gürültüyle yaşıyoruz. vegan olmayı düşünmedim değil, belki de yavaş yavaş insanın kendine dönmesi bu.
  7. ben denedim söylüyorum, mutfakta et yerine mercimek koyunca bütçe de rahatlıyor gerçekten. ama iyi bir blender şart, yoksa nohut ezmesi bile dert oluyor.

    (bkz: vegan mutfak deneyimi)
  8. uygulamayla iki dakikada tarif bul, marketten üç kalem malzeme al, on dakikada masada; sadece biraz pratik ve kararlılık işi. (bkz: vegan beslenme)
  9. kızlar ben bu işi bir dönem denedim, söylüyorum çünkü yaşadım. market alışverişinde etiket okumayı öğreniyorsun, o kadar. bakliyat, sebze, meyve, kuruyemiş derken bir bakmışsın sepet dolu, hesap da fena değil ama etiket fiyatları yine canını yakıyor.

    arçelik beko fark etmez, buzdolabının sebzelik bölümünü iyi kullanırsan israf da olmuyor. zor mu, ilk hafta biraz zor, sonra alışıyorsun. ama herkesin bünyesi aynı değil, doktora sormadan kalkışmayın derim.
  10. ben denedim söylüyorum ayol, bu veganlık göründüğü kadar kolay değil. bir kere market alışverişi bir maceraya dönüşüyor, her ürünün etiketini tek tek okuyacaksın, içinde süt tozu mu var yumurta mı var diye. kasada bakıyorsun sepet yarı yarıya hafif ama fiyat iki katı, insanın beli bükülüyor.

    ey ama yemeği güzel yapılınca tadı da fena olmuyor, bunu da inkâr etmeyeyim. nohut, bulgur, sebze derken karnın doyuyor. yalnız ev halkına kabul ettirmek başka bir dert, benim bey hâlâ 'et nerede' diye soruyor. sabır işi vesselam.