-
bu seriyi okurken insan hep pencereden bir başka hayata bakıyormuş gibi hissediyorum, şehir gürültüsünden sıyrılıp bambaşka bir avluya geçiyorsun sanki. kitaplarda en çok yatakhaneye giriş sahnelerini sevdim, taşınma sen-colik günlerimin tesellisi gibiydi. sakin bir akşamda çay eşliğinde okununca insanın kalan bütün yorgunluğunu alıp götürüyor, o sade büyücülük dünyası bir tuhaf huzur veriyor.
-
bu seri ilk çıktığında sinemada sıra beklerdik, şimdi torunum tabletten izliyor, o eski heyecan yok. kitapları ilk okuduğumda sayfaları koklardım, yeni baskısı ne yazık ki o kartonn kokusunu taşımıyor, kağıtları incecik. yine de her yaz bir kez açar okurum, çocukluğun o büyülü hissi bir parça da olsa geri gelir diye umut ederim.
-
aslında iki tarafı da görelim dersek, kitapları okuyanlarla sadece filmleri izleyenler arasında ciddi bir beklenti farkı var. kitabı okuyan filmde koca bir bölümün atlandığını görünce haklı olarak sinirleniyor, sadece filmi izleyen ise hiçbir şey kaçırmadığını düşünüp gayet memnun ayrılıyor salondan. yani aynı yapım, kime sorduğuna göre bambaşka bir deneyime dönüşüyor.
seriyi bir bütün olarak düşününce bence en keyiflisi ikisini de denemek. birini diğerine tercih etmek yerine ikisinin de kendi tadı var, bu da işin güzel tarafı zaten.
-
yıllardır beni ağlatan bir seri bu, ne zaman sığınacak bir dünyaya ihtiyacım olsa yaşlı cadıyımız beni hogwarts'a alıyor ama sonunda yine tek başıma bir okul yurduna dönüyorum, aynen işte böyle.
-
ayol o seriyi ondokuz yaşında buradaki bir arkadaşımla yeniden okudum, hâlâ evim kokuyor sanki. uzaklarda türkiyeliyken hikâyeler bana memleket gibi geliyor, izliyor ve özlüyorum bitti mi acaba değil mi diye.
-
Şu diziyi bir sevemedim gitti.
-
ilk izlediğimde büyü efektleri için sinemaya gitmiştim, sonradan fark ettim ki asıl olay karakterlerin yaptığı yazılım gibi iş yok, düpedüz asa seçimi algoritması.
yani sistem güzel kurulmuş, ama süpürgeyle internet çekmeye çalışan o sınıf arkadaşı hâlâ ikonik.
-
eskiden kitabevi vitrinlerinde bir tek kitabın üç ay boyunca kaldığını hatırlıyorum, şimdi çocuklar parmak kadar ekranda üç saniyede tüketiyor o büyüyü. seriyi okuyan çocuk, arkadaşına mektup yazardı, kart atardı, bir sonraki kitabı biriktirirdi; şimdi her şey elimizde ama heyecan azaldı. yine de her jenerasyona kendince yeni bir sihirli asa düşüyor, eskiden bizdik, şimdi başkaları. kitabın kokusu olsun, sayfa arasında kalan ayracı olsun, insan o tadı özlüyor vesselam.
-
yıllar sonra tekrar başladım, ilk kitap üç günde bitti resmen, elimden bırakamadım. filmleri zaten biliyoruz ama kitaplardaki o küçük detaylar bambaşka bir dünya. bir de şu var: snape'e olan bakış açım her okumada değişiyor, yaş ilerledikçe anlıyorsun adamı. kesinlikle okunması gereken bir seri, filmi izleyip geçenler çok şey kaçırıyor.
(bkz:
harry potter)
-
harry potter serisini ilk okuduğumda çocuktum, şimdi yurtdışında yaşarken tekrar açıp okuyunca bambaşka bir his veriyor insana. hogwarts trenini, o büyülü dünyayı uzaktan izlemek bile bir tür sığınak gibi geliyor bana.
gurbette olunca bu tarz hikâyeler daha bir anlam kazanıyor sanki, insan kendini o sayfalarda buluyor. herkesin bir hogwarts'ı olmalı, dönmek istediğinde kapısını çalabileceği.