-
otuz bir yaşıma geldim, içime kapandım, yazmaya başladım. evlilik mi bekarlık mı deniyor da, ben şunu fark ettim: insan yalnızken içini dökemiyor, evlilikte ise zaten dökemezsin. ilişkiler iş yerindeki mobbing gibi, biraz sabır, biraz sus, biraz 'tamam canım' demek. şu an bekarlık bana daha yakın ama emin değilim, belki de kırgınlıktandır, bilmiyorum.
-
bu soruya e-devlet ekranında oturup cevap veriyorum; evlilik bir nevi sürekli evrak takibi, bekarlık da kendi kendine mutlu mesut yaşamak. sgk işleri, bankadakiler derken hangi statüdeysen o dertler başka başka işliyor. ama şunu herkes bilir ki, evliyken de bekar gözüyle bakmak da beceri ister; bu da devlete vergi vermekten zor.
(bkz:
devlet işleri)
-
evlilik mi bekarlık mı, işte asıl mesele. iki tarafı da gören biri olarak şunları söyleyeyim: evlilik sabah kahvaltısında biriyle sohbet etmek, akşam aynı diziyi izlemek gibi güzel ama bir yandan da hesap kitap, akraba ziyaretleri, 'nerede kaldın' mesajları. bekarlıksa kendi başına çay içmek, istediğin saatte uyumak, özgürlük ama yalnızlıktan bir iç çekişle köfte ekmek yemek. ben ankaralıyım, soğuktur havası, insanı da öyle dengeli oluyor. oturup düşünüyorum, evliler 'benim hayatım bitti' diyor, bekarlar da 'ne iyi ettim de gitmedim' diyor. doğrusu ne, kim bilir. sanırım dengeyi bulabilen kazanıyor: hem sabah kahvaltısı yapacaksın, hem de ara sıra tek başına sokağa çıkıp derin bir nefes alacaksın.
bu tarz bir denge meselesi.
-
insan düşünmeden edemiyor ikisinin arasında; evlilik iyidir paylaşırsın, bekarlık iyidir kafan rahat kalır ama ben teknik olarak birçok akşam kendi kafamın içinde konuşurken buluyorum kendimi. en ciddi tavsiyem kimse almadan kendi ölçütünü belirle, her iki durumda da insan kendini evde yalnız hisseder ama annemler mülkiyet kısmını da eklerlerse zorunlu bir denge türü oluşabilir.
-
gençken anlamıyordum 'evlilik fedakarlıktır' diyenleri, şimdi görüyorum ki 40 sene aynı yastığa baş koymak hele o yastığın vitamini hiç çekilmediyse gerçekten hüner. bekarlık da caba, ama yemeğini kimse yapmıyor.
-
evliliği de bekarlığı da denemiş biri olarak söylüyorum; asıl sorun hangisini seçtiğin değil, hangisinin sana daha az fatura çıkardığı. evliyken eşin 'şuraya gidelim' der, bekarken de kendi kendine 'yine mi bu akşam aynı kanaldaki dizi' dersin. ben emekli memur olarak net bir tavsiye vereyim: ikisinin de evrak işini iyice araştırın, pişmanlık da tıpkı sgk gibi geç çıkar.
(bkz:
iç geçirmeler)
-
otuz sekiz yıllık hayat tecrübemle söylüyorum, ikisinin de derdi kendine göre. evliyken evin beyaz eşyası bozulduğunda garanti belgesini nerede sakladığımı hatırlamaya çalışıyorum, bekar olsam belki çamaşır makinesini bile alamazdım.
(bkz:
bulaşık makinesi bizi evlendirdi valla)
-
31 yaşına geldim, hala cevabını bulamadığım soru. evli arkadaşlarım 'aman sakın' derken, bekar olanlar 'keşke' diyor; ben ise geceleri yalnız uyumanın huzuru ile sabahları kimsenin sesini duymamanın yalnızlığı arasında gidip geliyorum. belki de cevap, kimseye tam anlamıyla ait olamamakta ve bu düşünce beni hem korkutuyor hem özgürleştiriyor.
-
kırk yedi yıllık hayatımda ikisini de denedim şekerim, evlilik düzen getiriyor ama bekarlık da insanın kendi hayatını yaşaması demek. teknolojiye nasıl temkinli yaklaşıyorsam bu konuya da öyle yaklaşıyorum, sonuçta herkesin kendi yol haritası var, ben sadece yol gösteririm. yalnızlık kötü değil, kötü olan yanlış insanla evlilik, onu da ben gördüm geçirdim.
-
bu soru beni her akşam mutfakta yoga yaparken etkisiz bırakıyor. evlilik uzun bir yolculuk; peki ama o yolu bitirecek enerjim mi var? izmir'de martılar eşliğinde yalnız kahve içmek de bana huzur veriyor. bekarım diye algılanama durumu yok ya, bu şehir renkli, sokaklar insan dolu. ister evlen istersen git, ama önce kendinle kaldığında mutlu olacaksın. ben evet deyip evlensemde 15 e-ticaret paketi kuzenin köşesinde bana sakin mi olur? orası malum da artış kaçınılmaz: kocan'a da sevgilililer gününde teslimatlarını süslemek lazım.