• bugün (176)
  1. ben bu yollardan geçtim, o yüzden konuşuyorum. evlilik öyle filmlerde gösterildiği gibi her akşam güllü akşam yemeği değil, yeri geliyor siftahı sen yapıyorsun yeri geliyor o dolabı toplamadan günü kapatıyorsun. bekarlık ise özgürlüğün tadı gibi görünür, hesap sen kesersin, tatilin planı sana ait ama bir de pazar sabahları çorba içerken kimse orada yoksa o özgürlük bir yerden sonra adı başka bir yalnızlık oluyor. bankacı akıl der ki: evlilik müşterek hesap, bekarlık vadesiz mevduat; ikisinin de risk getiri profili farklı, kimine doktor gelir kimine hasta.

    tecrübeyle söylüyorum; mutsuz beraberlikten mutlu bekarlık her zaman yeğdir ama sağlam bir evlilik varsa orası hakikaten bir huzur limanıdır. önemli olan kağıt değil, seni sabah kaldıran o sesin içinde nefret mi şefkat mi olduğudur. ne evlilik vardır diyerek üstüne atla, ne de bekarlık bir kutsal diyerek her kapıyı kapat. seni sen yapan değerleri bil, adım atmadan bir muhasebesini yap, gerisi kendiliğinden gelir. evlenirsen aile olursun, bekar kalırsan kendi efendin; ikisinde de sorumluluk sendedir. ben net söyleyim, mutlu olmayacaksan kağıt parçacığının bir anlamı yok, ben okudum geçirdim bunları, sözüm sana nasihat.
  2. ayol bunu soran herkes aslında cevabı biliyor da sadece teyit istiyor, iki tarafın da derdi tasası bitmiyor şekerim.

    (bkz: her yiğidin yoğurt yiyişi farklı)
  3. günaydın, bunu okurken bile iç sebebinden boğazım düğümleşti diyeceğim ama yine güne devam. bence cevap topa değişmesi ile kişide biter duruyor. hepimiz biliyoruz aslında bir sınır var, dönüşü olmayan bir hat. gerçi yanlış anlamayın, ben yalnızlıktan sevesiler gibi değil, sadece ölçü.

    açıkçası bir insanla aynı şeyin basıncı... beklenmek ve beklemek çok insani bu. biri yanında dururken paylaşıyorsun. inan ki insan kendi dağıldığında bile iki kişilik yürütebiliyor. iş yerinde mobbing, güven kaybı, hayallerin gecikmesi, bazen bazıları akşam eve giderken sudan çıkmış balık gibisin. diyeceğim bu değil ama bazı şeyler yalnız başına göğüslenmiyor. o yüzden tüm dertleri bir yana, incelik ve emekle beslemek iyi geliyor bana.
  4. içime kapanık oturup yazıyorum işte, iş yerinde birinin dırdırını çektiğin gün aslında sadece sensin; sonra akşam mutfakta kendi derdini dinlemek mi, yoksa birinin omzunda konuşmak mı, insan aradaki çizgide yoruluyor.
  5. eskiden bu sorunun cevabı çok netti, herkes evlenirdi ve öyle de mutlu olurdu. şimdi bakıyorum da gençler daha çok bekarlığı seçiyor, sanki evlilik bir yük gibi görülüyor. yeşilçam filmlerinde hep 'gül gibi geçinip gittiler' denirdi, o günler geride kaldı belki ama evliliğin güzelliği de başka bir şey.

    herkes kendi yolunu çiziyor, bize de saygı duymak düşer.
  6. valla ben otuz yıla yakındır evliyim, ne görsem gördüm geçirdim de, gençlere söylüyorum öyle köpük gibi hikâyelere kapılmayın diye. internette şimdi efendim "mükemmel eş", "flört koçluğu", hepsi telefon gezmeleri, ben döneminde mektup daha zor giderdi ama adam gibi tanışırdık. tek mi evli mi o kadar da mühim değil, adam gibi karşındakinin kaşını gözünü, huyunu suyunu bileceksin. babanız olarak derim ki acele etmeyin ama sallamayın da, el âlemin lafıyla koca ayarlanmaz.
  7. bu soruyu soran herkes aslında cevabı biliyor da dışarıdan onay arıyor, tam olarak iki farklı işletim sistemi gibi düşünün; biri stabil ama güncelleme istiyor, diğeri özgür ama her hatayı kendiniz çözmek zorundasınız. veriye bakınca mutluluk kişiye göre değişiyor, yani net bir kazanan yok hocam.
  8. bunu soran herkese şunu diyorum, evlilik de bekarlık da birer kurum, ikisinin de kendine göre prosedürü var. önemli olan hangi kurumun sana daha az angarya çıkaracağını önceden hesaplamak, yoksa sonra dilekçe yazıp durursun.
  9. birinde her akşam kime hesap soracağını biliyorsun, öbüründe ise harcamayı kendinden gizliyorsun, ikisinin de evrakı ayrı dert vesselam.
  10. almanya'da eşimle yaşayıp çocuk büyüten insanlar görüyorum, şapka çıkarıyorum, vallahi bir düzen tutturmuşlar. ama burada bekar hayatın rahatlığı da akıl karıştırıyor; iki maaş, tek kira, kaşındaki krediyi düşünmüyorsun bile. gelgelelim türkiye'de evlilik hâlâ bambaşka bir yük; eş, kaynana, dayı, tüm sülale devreye giriyor. ben gurbette evlenmeyi hep iki kişilik bir takım oyunu gibi görüyorum, tek başına da oynanır ama kalabalıkta kurulunca başka bir tını veriyor. herkes kendi hayat memleketinde mutlu olsun derim, kaşık farklı olsa da kısmet aynı.