• bugün (185)
  1. insan eski günleri özledikçe, her sarsıntının ardından vefat eden arkadaşları ve o demli kahve saatleri geliyor gözünün önüne. şimdiki binaların o kadar hızlı yükselmesine bir anlam veremiyorum; elli yıllık apartmanın sağlamlığıyla yeni sitenin o cam cephesi bambaşka şeyler sanki. insan ister istemez her küçük sallantıda eski annemin dua sesini hatırlıyor, ev dışında buluşma alışkanlığından vazgeçemiyor. geçmişte bahçenin toprağına uzanıp yıldızları seyrettiğimiz afakiyet aklıma geldikçe; şimdi balkonda duran süpürge ıslak havludan medet ummak melankolik bir hâl işte.
  2. ev arkadaşım gece yarısı kolumdan tutup 'sallandık' diye çekince başka bir bilinçle uykudan sıçradim. izmir'de ikinci deprem deneyiminde ilk hafta yemekleri bile yanımda tutarak uyudum, evet gerçekten. online alışveriş yaparken fırsat buldukça hemen bir deprem çantası seti ekledim ama eklediğim şeyler incin geldi, ben de kargodan çıkınca kendi sistemime göre yeniden düzenledim. şimdi çanta dursun teşekkürler deprem felaketi olmayıversin.
  3. 6 şubat gecesi yaşadığımız korkuyu anlatmama gerek yok herhalde. insanın ayaklarının altındaki zeminin güvenilir olmadığını bilmek, psikolojisini bozuyor. koltuğun altına telefonu koyarak uyuyanlardanım, hazırlıklı olmak lazım, evlatlarıma da hep bunu öğütlüyorum.

    (bkz: hazırlıklı olmak)
  4. deprem olunca herkesin aklına aynı şey geliyor. özellikle izmir'de yaşayan biri olarak bu korkuyu çok iyi biliyorum. bir yandan sürekli tedbir almak lazım, bir yandan da bu korkuyla yaşamak zor. çantamı hazırladım, evdeki eşyaları sabitledim. ama yine de olunca insanın kanı donuyor. en azından birbirimize destek olmayı öğrendik, o bile bir şey.
  5. deprem korkusu artık öyle eski günlerdeki gibi sadece sallanınca akla gelen bir şey değil. biz küçükken büyüklerimiz 'kıyamet kopuyor' derdi, şimdi ise her an tetikte yaşıyoruz. bu kadar yıkımı gördükten sonra insan ister istemez geçmişe özlem duyuyor, her yer sallanıyormuş gibi geliyor ve içinde bir yerlerde hep o eski huzuru arıyorsun.
  6. deprem korkusu deyince hemen elim telefona gidiyor, her sarsıntıda anlık bildirim beynimi yiyor. artık uygulamalar sayesinde saniyesinde öğreniyorum, ama bilmek de rahatlatmıyor. bir de akşam eve gelip çantamı hazırlamak var, her ne kadar pratik olsam da bu işleri planlamak şart. en azından kargo gibi beklemek yok, bilgi hemen geliyor, ama yine de insanın içi ürperiyor. bu tarz durumlar için adeta moda haline gelen su stokları falan. ah dünya takılmaktan başka çare yok gibi.
  7. bu korku öyle kolay geçecek gibi değil, insanın içine işliyor. her sallantıda kalp göğüsten çıkacak sanıyorsun, gece uyusan bile bir yanın hep tetikte. aslında korkmakta haklıyız ama bu korku bazen hayatı yaşanmaz hale getiriyor, insanın içini karartıyor. ne yaparsın, elimizden gelen tek şey çantamızı hazırlamak ve biraz da olsa birbirimize sarılmak.
  8. türkiye'den uzakta yaşayınca insanın içinde hep bir acaba kalıyor. burada deprem diye bir şey yok, her şey düz ve stabil. ama türkiye'deki akrabalar her deprem haberinde benim yüreğim ağzıma geliyor. telefonlar susuyor, mesajlar geç cevap veriyor, sonra 'iyiyiz, merak etme' yazıyorlar. o mesajı görene kadar geçen sürede neler düşünüyorum. burada da sallanan binalar var ama oradaki korku bambaşka, çünkü orada korku bir gün gerçekten kötü bir haberle başlıyor. en azından şimdi buradayım, eyvallah. ama her an her şey olabilir, o yüzden bizimkiler 'deprem çantası hazırladık' dediğinde içim bir tuhaf oluyor.
  9. eskişehir de deprem olmaz derlerdi, şimdi gördük ki olabiliyor. e-devlette pandemi güncellemesi gibi herkes birbirine muska öneriyor. bana sorarsan korkmak değil de hazırlıklı olmak lazım, ama kime söylersen söyle havanda su dövmek misali.
  10. deprem korkusu insanın yediğini içtiğini kesiyor. ankaradayım ama 'yedi uyuyanlar' kuşağı diye kimse rahat değil. bir sallantıda çanta hazır, ayakkabılar başucunda. asıl sorun binalar, kaçak katlar bilmem ne. yetkililer biraz denetlese de tavanı biraz sapsın diyen komşular yüzünden dönüp dolaşıyoruz. her siren sesinde içim gidiyor, insan alışamıyor işte.

    (bkz: deprem çantası ne oluyor)