• bugün (165)
  1. dün yatak odasında eşlenmeyi yeniden ayarlarken fay dayanıklı mı diye duvarına korkuluğa baktım, çünkü bu işi bizzat tecrübe diyeceğim. benim çocukların montaj hariç söyleyeceğim şu: deprem çantasının içine koyduğun bisküvi ve konserveler çok dayanıyor da su gerçekten bitiyor, iki litre yetmiyor. avizeyi takıp düşmesin diye kancayı sağlamlamayan çıraklar var, ben yaşadım diyim haberin olsun.

    şehirde arçelik servisteki adam bana yatay kontrol için bir fikir verdi, onu unuttum evin duvarına sabitlediğim dolap civatasını geçen hafta iyice sıktık. kesin bu kadar büyütmenin anlamı yok diyen olabilir, aman allah korusun büyüyünce büyük olur. ben çocuğun yatağının yanına bir fener koydum, buna eklenecek bir şey daha gelirse markette alırım. tanıdık biri anlattı; önemli olan elinde planın, dolabında suyun olması, gerisini biriktirmek yerine fişlere not düşüyorum.
  2. bu duyguyu tam olarak kelimelere sığdıramıyorum sanırım, gece olunca telefonun alarmına bakıyorum, hiç bildirim yoksa içim rahatlamıyor tam tersine kötü geliyor. en ufak sallantıda beş dakika çıkıp arka sokaklara yürüyorum, kimseye de söylemek istemiyorum, yorgunluk gibi geliyor bir yerden sonra.

    inşaatı güven diye yedirdikleri binaları görünce büsbütün susuyorum, her gün yirmi yenisi dikiliyor sanki. kendime yer arıyorum kâğıt üstünde, gidip komşunun kapısını dinliyorum. iş yerinde de aynı, zaten hazır ol dedikleri binada bile baston gibi merdiven var, kalbim çıkana kadar inerim. zor.
  3. izmirde oturuyorum ve ayol sorma, gece gece bir deprem olsa diye hep tetikte yatıyorum. telefonum eli minderde, çantam hazır, eh daha ne olsun. bugün bir arada üşenmedim kargo siparişi verdim, deprem çantasına koymak için ıvır zıvır, kozmetik makinesi bile dahil.

    sadece kendim için değil canlarım, komşularla toplandık, apartman olarak hep birlikte çanta hazırladık. ayol insan yalnız kalsa bile toplumla birlikte bir tık rahat oluyor. o titreşimleri yaşamak nasip olmasın ama hazırlıklı olmak lazım.

    bu tarz bakınız için bkz: deprem çantası
  4. burada almanya'da yer sarsılmaz da ben yine de her hafta türkiye'den gelen habere bakıyorum. bir arkadaşım hollanda'dan döndüğünde anlatıyor, oralarda bizim gibi ensede bir beklenti yok. bina eski mi, kolon var mı, zemin nasıl diye sormak zorunda kalmıyorlar. biz mesafeden bile bunu düşünüyoruz.

    uzaktan yaşamak böyle bir şey şekerim. sevenini, şehrini koruyamıyorsun, sadece ekrandan sayıları izliyorsun. deprem çantası bile getiremedim, fazla eşyayla yolculuk kararı aldırmıyor bana. sıla özlemi bir yana, sıla kaygısı daha ağır basıyor.
  5. eskiden böyle değildi, insanların aklında bu kadar değildi deprem korkusu. şimdi televizyonu açıyorsun haberler, telefonunu alıyorsun bildirimler... hep deprem, hep korku. biz çocukken böyle korku filmi gibi bir şey hissetmezdik bu kadar. belki o zamanlar bu kadar bilgi akışı yoktu, belki daha az biliyorduk ama denecek şu ki: bilmek de yoruyor insanı.

    gene de aklın bir köşesinde hep duruyor o korku, hayatın gerçeği bir yerde. elden gelen tek şey hazırlıklı olmak ve elden geldiğince sevdiklerimize sımsıkı sarılmak. gerisi rabbim bilir.
  6. ben denedim söylüyorum, o çanta kapının yanında durmuyorsa hiçbir işe yaramıyor, buzdolabına bağlamakla olmuyor bu iş. iki yıl önce arçelik bayiindeyken bile elimde düdük vardı, eşim gülüyordu ama haklıydım, üç gün su ve konserve olmadan o geceyi geçirmek kolay değil.
  7. yirmi senedir ötede takip etmeye çalışıyorum bunu, kendim gidip ölçmedim bir şey, ekşi portallarından okuyup ölüyorum yaşlı başım koca televizyona dalıp saat 04.00 sularını bilirim. youtube yabancı memleket yolluyor ya sıcak foto, kapatıyorum bir garip oluyorum kağıt mendille tam dikiş yerime bastırıp gülüyorum her sefer yok ağlıyor bir içli hayırsız yol suyu hissi hıçkırıklı ve ufak gerginlik işte garip.

    geçenlerdeki şey vardı ya ben yerdaydım: ayak parmakları orada çürüyen yavrum değil, bu toprak izi moloz kalıntısı bu halde yıllar çok sormuş bir karanlık koku bu, bu kadar kanal bilen birlikte oturulmaz. bazen şu berlin yukarı çıkmaz kağıt izmaritimle korku kim kalıntı zaman titreme hatta bu park bahçe durup fin form üstü; içki her sabah merkez el başı, burası ilik üşüyor içinden duyuyor eksik aslında ve kimsenin burada gurbet adamı için bey foto derli algı garip gitme etsene istiyor.
  8. bende bu korku öyle bir yerleşti ki artık sallanmayan her anı bir lütuf gibi yaşıyorum. gece yatağa girerken telefonu baş ucuna koyuyorum, çıkışa yakın duruyorum, en ufak seste kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor. kimseye anlatamıyorum çünkü anlatınca yine kendi korkumu büyütmüş oluyorum sadece.

    bir de şu var ki insanlar diyor deprem değil bina öldürür. tamam da ben o anı yaşarken hangi düşünce beni sakinleştirecek? yerin merhametsiz olduğunu ilk saniyede öğreniyorsun zaten ve o bilgi çok kalıcı oluyor. şimdi ben her binaya girerken çıkışı hesap ediyorum, gülüyorum kendime ama geçmiyor işte.
  9. yurtdışında yaşayınca insanın içi rahat sanılıyor ama türkiye'deki deprem haberlerini gece yarısı görünce elim ayağım boşalıyor. oralarda bina dayanıklılığı tartışılırken burada hâlâ 'bir şey olmaz' diyen zihniyetle uğraşıyoruz. mesafe insanı soğutmuyor, tam tersi özlemle birlikte korkuyu da büyütüyor.
  10. gece yatakta yatarken bir tık sesi duysam irkiliyorum, camdan dışarı bakıyorum, sokak lambası sallanıyor mu diye. şehir hayatında binalar birbirine o kadar yakın ki, birinin hıçkırığını duyup karşı komşunun zannetmek mümkün, hele taşındığım her semtte ilk baktığım şey kolonlar oluyor.

    gündüz herkes koşturmacada, akşam olunca sessizlik çöküyor ve o zaman başlıyor zihnimin gıcırtısı. yapacak bir şey yok, deprem çantası kapıda duruyor, umut da öyle.