-
buradan, dışarıdan bakınca türkiye'de çocuk yapmak konusu bambaşka görünüyor. bir yanda ekonomik hesap, diğer yanda aile baskısı; gurbette büyüyen biri olarak şunu net söyleyebilirim, burada insanlar çocuğu daha çok 'plan' olarak düşünüyor, orada ise 'olursa olur' havası hâlâ hâkim. iki tarafın da kendince haklılığı var ama hangisi daha az yıpratıcı emin değilim.
mesafe insana çok şey gösteriyor, çocuk yapmak sadece bireysel bir karar değil, aynı zamanda ülkenin sunduğu koşullara verilen bir cevap gibi. bir yanda kreş fiyatı, bir yanda anne baba yardımı; hesabı yapanla yapmayan arasında uçurum var. benim gördüğüm, insanlar artık daha temkinli, daha sorgulayıcı. özlemle karışık bir temkin bu, tam olarak adını da koyamıyorum.
-
bakın ben gördüm geçirdim, bu iş öyle hevesle olmuyor şekerim, evvela maddi manevi hesabını yapacaksınız. ben iki evlat büyüttüm, sabır taşı olmadan olmaz, banka hesabını da bir güzel düşünün değil mi. teknoloji devrinde bile bu işin özü aynı, sevgiyle beraber sorumluluk şart, yoksa işiniz zor vesselam.
-
burada insanlar kreş parasını konuşurken ben türkiye'deki akrabalarımın torun sevdasını düşünüyorum, iki taraf arasında kalan bir karar bu ayol. mesafe insana her şeyi sorgulatıyor, hele böyle bir konuda.
-
çocuk yapmak öyle instagramda gördüğünüz gibi minnoş bir şey değil, doğum sonrası kargo takibi bile insanı çıldırtırken bir canlıyı hayata hazırlamak şekerim ciddi emek istiyor. benim kuzenim geçen kırk birinci haftada hala bekliyordu, sezaryen randevusu mesajı gelmedi diye sinir krizi geçirdi. planlı programlı geçmiyor bu iş, tamamen sürpriz kutusu, içinden ne çıkarsa bahtına.
-
çocuk yapmak bana hızlı teslimatı olmayan bir sipariş gibi geliyor şekerim. ne zaman geleceği belli değil, kargoya verilmesi bile aylar sürüyor, kusurlu çıkarsa iade şansın da yok. üstelik annelik denen uygulamanın güncellemesi hiç bitmiyor, en ufak hatada hesabın donuyor. ben o e-postayı henüz onaylamadım açıkçası.
-
pencereden bakınca komşu çocukları görüyorum, her sabah aynı saatte okula gidiyor, akşam aynı saatte dönüyorlar. düzenli bir hayat gibi geliyor insana ilk bakışta, oysa içinde ne fırtınalar kopuyor kim bilir. çocuk yapmak da böyle bir şey sanırım, dışarıdan sakin görünen ama içinde durdurulamayan bir hikaye.
yeni taşındığım semtte parkı bol, okulu yakın evlere bakarken hep bunu düşündüm. kimisi için bir odanın bile fazlası, kimisi için ise dünyanın en doğal adımı. ben hâlâ izliyorum sadece, karar denen şey öyle pencere ardından verilmesi güç bir mesele.
-
pencereden bakınca çocuklu ailelerin telaşını görüyorum, parkta koşan küçük ayaklar, akşam serinliğinde eve taşınan yorgunluk... insan bazen o telaşın içinde olmayı özlüyor ama sonra kendi sessizliğine sarılıyor.
-
hollanda'ya yerleştiğimden beri bu konuyu uzaktan takip ediyorum, ben bu çocuk yapmak işine git gide daha mesafeli bakıyorum. türkiye'de yeğenimi görüyorum da buradaki anneler emekli maaşıyla kreş kapatıyor, mecbur herkes aynı yolu yürüyor. almanya'da çocuk yardımıyla karşılaştırınca burada bir ailenin özgürlüğü bambaşka hesaplanıyor, gurbet bana her şeyi net gösteriyor. içimde özlem de bitmiyor ama hayat şartları burada farklı, bunu açıkça söyleyeyim.
-
sabahın köründe bebek arabasıyla cebelleşen komşumu pencereden izlerken düşünüyorum, o gürültüyü ve o telaşı uzaktan sevmek ne kolay ayol, insan içine girince anlıyor ki bu iş güzellik değil resmen ikinci bir hayat kurmak.
-
ankaralı bir yazar olarak diyorum ki, önce iki tarafın da görüşünü değerlendirelim şekerim. çocuk yapmak maddi olarak tabii ki bir yatırım, her şey gibi ince elenip sık dokunmalı. bugün bebek bezi fiyatlarını, kreş ücretlerini, doktor masraflarını masaya koyun bakalım, sonra karar verin.
manevi tarafı da var tabii, gece uyumadan sabaha kadar nöbet tutmanın getirdiği yorgunluk, bir de o sevinci ayırmak lazım. tanıdığım bir çift var mesela, iki çocuklu, gayet memnunlar ama planlamanın erken yapılması gerekli. ben her zaman gözlemci yaklaşırım, ne sizi sürüklerim ne de sizi vazgeçiririm, verilenleri bir kenara not edin, sonra da oturup hesabını yapın.