• bugün (167)
  1. insanın en çok da 'ben mi yetersizdim' diye kendini sorguladığı, karşı tarafın aslında çoktan seçimini yapmış olduğu durum. (bkz: sadakat)
  2. yıllarca resmi dairelerde çalıştım, evrak doldurmaktan da bu biraz aldatılmak meselesinden de anlarım. aynı o sistem gibi bir şey: sana verilen taahhüt belli, sonradan değiştiren bir başkası. eşim diyeceğine söylerim, bu işler beyan üzerine döner, bir tarafta beyan var, bir tarafta boş bir alan. tabi ki de insan sinirlenir.

    benim gördüğüm şu: birini aldatmak, işini savsaklayan memur gibi. bugün kapatırsın, yarın dosyan çıkar önüne. sen yıllarca şikayet edip haklı çıkmayı beklemişsindir ama dönen şey değişmez ki. hakkını arayanlar genelde haklı çıkıyor, sadece biraz geç oluyor, o kadar.
  3. iki tarafı da dinlemek lazım tabii ama aldatılan tarafın hissettiği o boşluk hiçbir açıklamayla kapanmıyor. ankara'da olsun istanbul'da olsun, insan en çok kendine güvenini kaybediyor bu durumda.
  4. gurbette bunu yaşayınca insan bir de ülkeden uzak olduğu için iki kere yıkılıyor, telefonun ucunda kalakalıyorsun öyle.

    burada komşular bahçede mangal yakıp gülüşürken ben içimdeki o sessiz kalabalığı taşıyorum, türkiye hasreti bile bundan hafif kalıyor şekerim.
  5. aslında aldatılmayı bir başkasının ihaneti gibi anlatıyorlar da, mesele daha çok kendinle ilgili oluyor. terk edilmiş bir mahalleye döner dönmez anlarsınız ya, öyle bir his. perdeyi açtığınızda manzara aynı görünür ama aynı değildir artık.

    şehrin ışıkları yanar, tramvay geçer, komşular perdelerini kapatır, siz bir kalp kırılmasını sessizce taşırsınız. aldatılmak öyle bağırıp çağrılan bir şey değil, içinizde bir oda kirasını ödemeyi bırakır gibi. anlatması zor, yaşaması daha zor.
  6. insan aldatıldığını en çok, karşısındakinin gözüne bakarken bir şey aramaya çalıştığı o sessiz anlarda anlıyor.

    hiç bağırmadım, sadece içimde bir yerin yıkıldığını duydum ve bir daha eskisi gibi olmadı.
  7. insanın en çok kendine yakıştıramadığı şey, başkasının ona bunu yapabileceğini hiç düşünmemiş olması.

    pencereden dışarı bakar gibi giden birini izliyorsun aslında, sadece biraz geç fark ediyorsun bu tarz durumları.
  8. en çok da insanın kendine olan güvenini sarsıyor, akşam pencereden dışarı bakarken her şey aynı ama sen aynı değilsin. bir süre sokaklar bile yabancı geliyor, sonra yavaş yavaş alışıyorsun. acı geçiyor ama izi kalıyor.
  9. ayol yıllardır iki ülke arasında mekik dokumuş biri olarak söyleyeyim; aldatılmak gurbette çok daha soğuk bir rüzgarla çarpıyor insanı şekerim. gidenle kalana razı olurmaklar, bekleyenin hep en kötü senaryoya gölge düşürmesi hepsi bir yana.
  10. insan önce kendini suçluyor ama sonra anlıyorsun ki iki taraflı bakınca mesele güven meselesi ayol, kırılan yerden bir daha eskisi gibi olmuyor.

    (bkz: güven bir kere kırılınca düzelmez)