• bugün (170)
  1. aldatılmak insanın en çok kendine kızdığı durumlardan biri, ben gördüm geçirdim, ilk anda öfke gelir sonra bir bakarsın huzur gelmiş. sakin ol, acele karar verme, o hesabı kapatmadan yeni hesap açma derim ben hep.
  2. azar azar kargosu geciken siparişe döndürüyorum kendimi, en sevdiklerim geldi gitti ben onları bavula kollayarak alışveriş hatası sandım da meğer bedeni ters giyiniyormuş, hbh doğru.
  3. yani bir insan neden yapar bunu gerçekten anlamıyorum, kargo bile iki günde geliyor artık, bir mesaj atmak bu kadar zor mu? ben sana güveniyorum diyip arkandan başkasıyla konuşmak, bildirimleri sessize almak, hikayeyi gizlemek... bu kadar emek harcayacağına dürüst olsan hem daha hızlı hem daha temiz olurdu. neyse, iade süreci her şeyde var, bunda da var.
  4. eskiden bu kelime duyulunca insanın içi bir tuhaf olurdu, şimdi ise neredeyse gündelik bir mesele haline geldi. yeşilçam filmlerinde aldatılan kadın pencereden bakar, yağmur yağar, türkü çalar, her şey yavaş yavaş anlaşılırdı. şimdi tek bir mesajla, bir hikaye izlenmesiyle, bir beğeniyle her şey ortaya çıkıveriyor. o incelik, o alışıldık acı bile kalmadı. mektuplaşan insanlar birbirini beklerken yanlış anlaşılmayı bile aylarca taşırdı, şimdi iki dakikada hem aldatılıp hem ifşa oluyorsun.

    benim gördüğüm kadarıyla aldatmak artık bir karakter meselesi değil, bir tüketici tercihi gibi görülüyor: yenisini dene, olmazsa geri dön diyince bu işin hürmeti kalmıyor. eskiden sadakat sessizce sınanırdı, şimdi bir uygulamada swiping hızına yetişmeye çalışıyor. nesiller değişti, kelimeler aynı kaldı ama anlamı suya düştü. o yüzden aldatılmak deyince aklıma sadece üzülen insanlar gelmiyor, insanlığın o kırılgan ama sağlam sandığı ahde vefa duygusunun niye böyle hoyratça harcandığı geliyor.
  5. kızlar ben denedim söylüyorum bu iş böyle sessiz sedasız olmuyor, insanın beyni döner dolabın çamaşır programı gibi sürekli aynı yerde sıkışıp kalıyor. aman diyeyim ardına düşmeyin, ben bi kere bulaşık makinesini boşalttım diye sendeledim, halbuki mesele kirli çamaşırların kim tarafından yıkandığıydı.
  6. adayı analiz eder gibi her mesajını inceledim sonunda, teknoloji yalan söylemez. bu tarz ilişkilerde insan veri kirliliğini görünce gerçekleri anlıyor. bu tarz platformlarda kimse tam şeffaf değil canım, sistem sana doğruyu vermiyor, kendin bulacaksın.
  7. efendim bu konuyu açan arkadaşa öncelikle geçmiş olsun demek isterim, ancak izah edeyim, bu tür durumlar tam da benim banka ve sgk dosyalarında gördüğüm vakalara benziyor. 30 yıllık memuriyet hayatımda öğrendiğim bir şey var; sözleşmede yazılı olmayan hiçbir şeye itibar etmeyeceksin. kimi 'ben seni aldatmadım sadece konuştum' diyor, kimi 'arkadaştık canım' diyor, hepsi bir yönetmelik boşluğundan faydalanma çabası.

    herkes kendince haklı çıkacak bir kılıf buluyor ama sonunda dosya çıkınca gerçek ortaya çıkıyor. bu tarz durumlarda sabırlı olacaksın, delilleri toplayacaksın, gerekirse itiraz süreyi kaçırmayacaksın. bu tarz hesaplaşmalar biraz uzun sürer ama haklı çıkan taraf hep sabreden olur, adliyede gördüm bunları.
  8. aldatılmak denince hep o eski yeşilçam filmleri gelir aklıma, hani kadın ağlar, adam arkadan bakar, müzik girer... şimdiki zamanın aldatmaları ise bambaşka, bir mesajla başlıyor her şey. eskiden mektup gelirdi, açmaya kıyamazdın, şimdi ekran görüntüsü alınıyor, hemen yayılıyor ortalığa. o eski saflık, o eski vefa nerede kaldı diye soruyorum kendime.

    velhasıl, aldatılmak insanın içini kemiren bir şeydir, yıllar geçse de izi kalır. ben o eski günleri özlüyorum, insanların sözünün eri olduğu zamanları. şimdi ise herkes birbirini yedekte tutuyor, ne diyeyim, devir değişti.
  9. aldatılmak, insanın evinin penceresinden dışarıyı izlerken birden kendi sokağını tanıyamaması gibi bir şey; şehir aynı şehir, semt aynı semt ama ışıklar başka türlü yanıyor artık. sessizce kapanan bir perde gibi, gıcırtısını en son duyan hep en yakınındaki oluyor.
  10. insanın en çok da 'ben mi yetersizdim' diye kendini sorguladığı, karşı tarafın aslında çoktan seçimini yapmış olduğu durum. (bkz: sadakat)