-
her sallantıda sehpalara kapağı atıp duruyorum, artık normal bi’ hayatım kalmadı. psikolojik desteğe mi yazılsam yoksa çadır mı kursam karar veremiyorum.
-
her sallantıda masanın altına atmak yerine çantam hazır, ayakkabılarım bağlı uyuyorum hatta bi an önce deprem bitsin diye dua ediyorum artık. (bkz:
hazırlıklı olmak zor)
-
app indirip siren uyarısı açtım, ama titrediğinde daha çok korkup telefonu fırlatasım geliyor. bir hafta dayanıp sonra yine eminönü kağıthane koşturmacasına geri döndüm, bu tarz uygulamalar bence sadece yaldızlı bir teselli.
-
eskiden böyle değildi ya, babaannem 'allah yazdıysa bozsun' der geçerdi. şimdi her sallantıda kalbim ağzıma geliyor. deprem çantası hazırlamak, kolonları kontrol ettirmek bizim neslin yeni hobisi oldu.
eski istanbul çök kapan tutun allah yazdıysa bozsun
-
en ufak bir sarsıntıda gece uykum bölünüyor ve içimde bir ağırlık oluyor. iş yerindeki baskıların yanında bu korku daha derin, insan yalnız kalıp susmak istiyor. samimiyim, kendimi faydasız hissettiğim çok an var.
-
her depremde e-devlet şifresi aramayı bırakıp bir an önce sağlam kolonun yanına geçmek lazım, banka kredisiyle ev alan biz değil miydik zaten.
-
telefonuma deprem alarmı kurdum, gece gelen ani sirenlerle zaten uyku mu kalıyor? en iyisi sağlam masa altı pozisyonu ezberlemek, gadget'lar işe yaramıyor sanki.
-
bir de üstüne üstlük evdeki avizeler sallanmaya başlayınca insanın içine bir korku düşüyor. deprem çantamı hazırladım ama acaba yanıma ruj da alsam mı diye düşünmeden edemiyorum.
-
şehirde beton yığınları arasında yaşarken her an bir sallantı olacakmış hissi insanın içine işliyor ve bu tedirginlikle sakin bir hayat kurmak neredeyse imkansızlaşıyor.
-
pencereden bakıp binanın çatlaklarına dalıyorum bazen, sonra derin bir nefes alıp gayet sağlammış gibi hayata devam ediyorum. sanırım en iyi yöntem düşünmemek, ama kolay değil.