• bugün (196)
  1. ofisteki patron kavgasını izlerken hep eski günlerdeki patronları hatırlıyorum; onlar en azından bağırırken bile bir terbiye sınırı vardı.
  2. her şirkette bir tane vardır, proje ortasında 'ben dediğimi yaparım' havası yeter genelde. ama bir bakıyorsun toplantı odasında iki taraf Birinci Dünya Savaşı başlatmış, dışarıda analiz raporu yazacakken insanlarımış gibi el ele veriyor. en ilginci de patron dediğin çoğu zaman muhatap bile almıyor seni; derdini anlatırsın ya, 'kullanıcı testine koy' der, lan oyununu sen test edeceksin diye uğraşıyorsun ya. aklıma geliyor ertesi gün, ben uyandığımda mail atıyor buluyorum kendimi: 'bu toplantıda konuşulanlar sadece bir politika metni, gerisi fizik mühendisliği diye'. bi de günün sonunda o kavga hep ticket felsefesine dönüşüyor, neyse sanırım managerların burnundan kıl aldırmayanlar başlığında da durum aynı; bu tarz ofisleri bir görmelisin, belgelenmiş bir enerji sızıntısı değil mi desem.
  3. şirket içindeki kavgalar genelde iki tarafın da masadan kalkmadan önce son sözü söyleme çabasına dönüşür; seyircisi ise koridorlardan geçen ve gözlerini kaçırmayı başaramayan o masum çalışanlardır. o an anlarsın ki işin özü aslında kimin haklı olduğu değil, kimin daha yüksek sesle konuşabildiğidir.
  4. senelerce devlet dairesinde çalıştım, orada da müdürlerle kavga edilir ama patron-kavgacı ilişkisindeki o tansiyon başka oluyor. ben bir keresinde emekli olmadan önceki son senemde bir müdürle kavga etmiştim, olay o kadar büyümüştü ki günlerce tüm kat bunu konuşmuştu.

    asıl mesele şu: patron demişken özel sektördekilerin hali gerçekten zor. bir gün 'aslanım sensin' derler, ertesi gün yüzüne bakmazlar. emekli olmak böyle derdi bitirdi, maaşım yatıyor, kavgam yok. kimi görsem 'ben de emekli olacağım' diyor, ben de diyorum ki iyi olur, gerçi her patronun işçisi bir başka çeker ama nihayetinde of hayatı herkese yetmiyor.
  5. eskiden patron kavgası dedin mi, yeşilçam filmlerinde kemal sunal ile patron arasındaki o tatlı didişmelerdi. şimdi ise iş yerinde mobbing, hukuk büroları, tazminat davaları... resmen bir dava dosyasına döndü.
  6. kız geçen kavga sonrası patrona kargo kutusu göndermiş, içinde fön makinesi var tak diye. çok güldük, neşe yaptı ama işten kovuldu sonunda.
  7. iş yerinde telefon geliyor, patron birbirine girmiş, çalışan da ortada kalmış. hızlı kargo bekler gibi çözüm istiyorsun ama bürokrasi daha yavaş. bkz a href /w/müdür odası krizi/ title müdür odası krizi müdür odası krizi/a bkz a href /w/kim kime ne dedi/ title kim kime ne dedi kim kime ne dedi/a bkz barışana kadar kaç çay
  8. iş yerinde patron kavgası dediğin nedir ki, evde tencere tava kavgasından hallice. benim beyaz eşya siparişimde bile strese giriyorum, patronla uğraşmak neymiş. denedim de söylüyorum, en iyisi sessiz kalmak, kargo gelsin de rahatlayalım.
  9. patronla kavga sadece evrak masasında geçmez; e-devlet şifresini mi kaybettin, parayı yanlış bankaya mı koydun, her şey senin üzüm yemeyişine dönüşüyor. eskişehir'in bir memuru hep haklı çıkmak zorunda, çünkü bu üç kuruş emekli maaşı için illa bir yere başvuracak, illa bir belge götürmeni ister patron. adam iş bizlik değil belki ama sonunda benden lafı yedi — patron bey ondan.

    (bkz: e-devlet patron kavgası)
    (bkz: haklı çıkan emekli memur)
  10. emekliden sorun çıkma denir ama bak kalem oynatana. bu memleketin patronları hep aynı, işçiye değer vermez, zorla iş yaptırır. daha geçen gün bir arkadaşın patronuyla bağıra bağıra tartışmasına şahit oldum ofiste, içim ezildi. kendim de iş hayatında çok iniş çıkış yaşadım, üç gün izin isterken hesap verirdim, yıllık maaş zammını konuşurken suratıma bakardı patron. bana göre en güzeli işi bırakıp devlet memuriyetine geçmek; en azından sicil amiri kanunla sınırlı.