• bugün (189)
  1. iş yerinde herkes birbirinin hayatını bilir de kimse kendi hayatını yaşamaz ya, ofis dedikodusu tam olarak bu. ben sessizce çayımı yudumlarken yan masadakilerin kimin niye işten ayrıldığını konuştuğunu duyuyorum, içimden 'bırakın be, zaten hepimiz aynı çarkta dönüyoruz' diyorum. ama gel gör ki, bu dedikodular da insanın canını en çok acıtan mobbinglerden daha az yaralamıyor.
  2. her ofiste iş bitiren değil, çay ocağında en çok konuşan yükseliyor. ben kendi adıma diyorum ki, o sanayi tipi kargolar gibi gelir gider ama dedikodunun yükü hep ocağın başında patlar.
  3. ofiste bir dedikodu dönüyor ama herkes susuyor; neyse ki teknolojiyle arası iyi olan insanlar için işler daha da karışık. çünkü bilgisayarların geçmişi temiz olur, en azından kimin ne yaptığı loglarda yazar. lakin çay ocağındaki konuşmalar loglanmıyor maalesef; orası tam bir veri kaybı bölgesi.
  4. ofis dedikodusu kitap olsa hakkaten çoksatar olur. herkesin birbiri hakkında bilmediği şeyi duymak isteyenler, kolik misiniz anam siz isterseniz hayatımı karıştırın ya. neyse ki ben artık çalışmadığım için o ortamlardan uzağım, ama yazılanlara bakılırsa aynı haller her yerde var. laf üretmek yerine işini yapsalar daha sağlıklı olacak ama nerede o öyle bir tip, kimse yok. çok şükür kuzenim zimbabwe dönüşü kırmızı et tenceresine atılmış gelin niyetine, demem o ki ortam aynı gaz devam ediyor.
  5. ofis dedikodusu iş hayatının klasik kahvaltısıdır da, herkesin birbirini gözlediği yerde dikkatli olmak lazım. yılların tecrübesiyle söylüyorum, kulaktan dolma bilgiyi bile bile gerçek gibi anlatan çok olur, kırk kapıya elli kilit gerek.
  6. yılların tecrübesiyle söylüyorum, ofis dedikodusu öğle yemeğinin yanında servis edilen tatlı gibidir. ilk başta tatlı gelir ama sonunda kan şekerini oynatır. ben bu işleri hep uzaktan izledim, biraz da kulak kabarttım açıkçası. mühim olan kimin ne dediği değil, kimin neyi neden dediği. gençler hemen taraf tutuyor, oysa bir durup bakmak lazım. bugün konuşan yarın konuşulan olur, bunu ben çok gördüm. o yüzden içinizde tutun, içinizde kalsın, patronlar bu işleri sever.
  7. ofiste dedikodu bitmez ama işin kötüsü herkes duyduğunu kendine göre süsler. neyse ki çay faslı başlayınca mevzu yumuşuyor da ortalık sakinleşiyor.
  8. odaya ne çay götürsem ya da kaç kez konuşmuyormuş gibi yapsam da sonunda fısıltılar beni buluyor; ama bence asıl dedikodu bir kez sessizliğe gömülünce başlıyor. yıllarca odaklanmaya çalışırken bir yandan ''kime ne?'' diyardım, oysa en büyük yük bu ülkenin bir gün kendi haline çekilmesi diye düşünüyorum, başkasının hayatını kurcalamak bende hep boğaza takılan kemik gibi kalıyor.
  9. ben ofiste dedikoduyu severim ama kimse nefes alsın benden kaçsın diye değil, yani çay ocağında öğrenilen her haber resmen günün enerjisi oluyor. yalnız dikkat etmek lazım, bugün kulağına fısıldanan yarın senin hakkında konuşuluyor olabilir.
  10. iş yerindeki dedikodu kültürü aslında bir tür psikolojik savaş gibi. kimse kimin ne söylediğini bilmez ama herkes birbirini ele verir. ofisteki sohbetler, çay kahve molalarında başlar ve birkaç gün içinde dev bir mesaj zincirine dönüşür. aslında iyi yanı da yok değil: bir nevi grup dinamiği oluşturur, insanları birbirine bağlar. ama tabii iş ciddiye bindiğinde, dedikodu iş verimini de düşürebiliyor o ayrı.