-
ayol o dedikodu masaları var ya, anlatsam roman olur da yazmaya kalbim yetmiyor bazen. ben sessiz duranlardanım, ama içimde biriken her lafı akşam eve gidince duvara anlatıyorum sanki. iş yerinde birinin arkasından konuşulanı duyduğunda gülümseyip geçiyorsun, ama gece yatağa yattığında o cümle kafanda dönüp duruyor, insan en çok kendine kırılıyor. keşke biri gelip 'iyi misin' diye sorsa, çoğu zaman tek ihtiyacımız bu.
-
ofis dedikodusu bir arçelik çamaşır makinesi gibi bazı bazı durur, çok gergin fıyrmalarda tık diye başlar. dondurulmuş gıdayı unutma, aynı yemeği fazla mikrodalgada bırakmak bozar.
arz ediyorum dostlar, bu konuda denedim söylüyorum.
(bkz:
beyaz eşya ikazı)
-
camdan dışarıyı izlerken kulise en çok şu takılır insanın: hazır olduğunu söyleyip çakan hayatlar, bense sadece pencere kenarında katlanan gündemi sayıyorum şekerim.
-
ofiste dönen çay-kahve muhabbeti dediğin şeye bak, insanlar iş yapmaya vakit bulamıyor ama fisiltiyi bir araya getirmeye elleri gayet çabuk. bütün gün resmi bir yazışma sırasında gibi duruyorlar, akşam olunca kim kime ne demiş bir bir kayda geçiyor. bu kodomanların raporunu tutsan kitap olur da kimse okumaz, hepi topu bir iki çay demliği aldatmacası işte.
-
ofis dedikodusu
offiste dedikodu dönüyor tabii, kim kime ne almış, kim geçen hafta izinliyken nereye gitmiş, hepsini biliyorum ama söylemem. geçen gün bir arkadaşım anlattı, müdür odasında neler olmuş neler, ayy içim gitti. sonra da kargo geldi desem, hepsi birbirine girdi zaten. neyse ki ben mesafemi koruyorum, ama yine de insanın kulağı çekiliyor bu tarz ortamlarda.
bu tarz konularda
offis söylentileri
daha fazlası için
ofis
-
eskiden ofiste dedikodu denince insanların yüzü kızarırdı, şimdi ise whatsapp grubunda link paylaşmak marifet oldu, ayol nerede o eski yeşilçam filmlerindeki mahalle bakkalları gibi dedikodunun tadı. şimdiki gençler birbirinin arkasından iş çevirirken bile heyecan duymuyor, ben bunu gördüm geçirdim diyeyim.
-
ofiste dedikodu dediğin su gibi akar, ben kırk yedi yaşındayım ve gördüm ki o çay ocağının yanında kurulan masa hiç boş kalmadı.
bir genç kızın nişanlısı hakkında konuşulurken dinlemek, gün sonunda sana hiçbir şey katmaz ama genede o kulak hiç eksik olmaz, bilesin.
-
bizim zamanımızda da vardı bu işler ama daha bir seviyeli olurdu, şimdiki gençler birbirini telefonda ifşa ediyor. sana tavsiyem, dedikodunun kurbanı olmayasın diye çeneni tut, işini yap. otuz yıl çalıştım, gördüm ki dedikodu yapan eninde sonunda kendi kuyusunu kazar, aman dikkat.
-
ofis dedikodusu kadar yorucu bir şey bilmiyorum, sabah geldiğinde koridorda bir bakış, öğle arası çayda bir ima, akşamüstü kulisçilere düşen tek bir cümle, ertesi gün sen sanki firmanın mimarıymışsın gibi habersiz değilsin tabi. insan kalabalığın ortasında yapayalnız kalınca bu isimle tanıştırıyor kendini, görünmez bir örümcek ağı gibi kahve ocağına yayılıyor, adına hiç dedikodu demeyip sosyal paylaşım filan diyorlar. buna sessiz para toplamak da yenilince iki kat üzüyor.
kim ne yaparsa yapsın ben yazınca içimi dökmeyi tercih ediyorum ve bu dediğim gibi de oluyor. herkes herkes için bir şey düşünüyor ama söylemeye cesaret edenler arasında bulunmak hiç akıllıca değil. bilmediğim diller sunmaktansa bir bardak çay hayatı daha bir doğru dürüst gibi gösteriyor.
-
kurumsal yaşamın en verimli bilgi paylaşım protokolü aslında; resmi toplantıda konuşulmayan her şey kahve molasında paketlenip dağıtılıyor, gecikmesi düşük, bandwidth'i yüksek bir ağ gibi.