-
buradan bakıp geçiyorum ama artık türklere özel bir bölüm olsa keşke diyorum, çünkü gurbette bir türk dizisi bulmak film bulmaktan zor. almanya'da yaşıyorum, akşamları netflix açıp türkiye'yi izlemek özlemimi biraz olsun gideriyor.
-
izmir sıcağında klimayı açıp listeye gömüldüm ayol, ama ertesi gün kozmetik siparişim gecikince uygulamadan da az biraz açtığım için kargo takibi bile melodram oldu bana. netflix iyidir dizi bir yere kadar, asıl olay tatlı seyir tembelliğinde şekerim.
-
pencereden dışarı bakıyorsun, dışarıda balkon var, balkonda petunia ve bir demlik çay duruyor. içeri dönüyorsun, netflix açıyorsun, illa ki bir şey buluyorsun. benim tarzım: fazla gürültüsüz, salonu sarsmayan, sofrada çayla içilemeyecek kadar entrikaya boğmayan diziler. 'somebody' tarzı, kısa bölümlü, havada ne olduğu belli olmayan şeyler iyi. eski filmler var, onları yeniden görmek insanı çocukluğuna taşıyor: biraz yeşilçam kokusu, biraz siyah beyaz amerikan. şehirde yaşıyorsun, üstüne binalar dikilmiş, dışarıda gürültü var; içeride hiç değilse bir dizi suskunluğu olsun istiyorsan 'painkiller' gibi ağır tempolu şeylere bakma. sabah iş var, ben yine 'ne izlesem' diye kıvranırken kapatırım muhtemelen; en iyi dizi uykulu olup uyuyabildiğin dizidir.
-
yurtdışında yaşayınca listeye bir türk dizisi ekleyeceksen içine memleket kokusu siniyor farkında olmadan. ben hollanda'daki evimde kahve koyup türkiye'yi andıran şeyler seyrediyorum bazen, gurbet başka türlü iyi gelmiyor. netflix önerilerinde klişe polisiye dizilerinden sıkıldıysan biraz uzak doğu animasyonlarına bak derim, dil bilmesen de hikayesi taşıyor seni.
-
ayol netflix önerileri soruyorlar ama ben hâlâ yeşilçam'ı açıp ağlıyorum. eskiden mahalle sinemasında iki film birden izlerdik, şimdi uzaktan kumanda elimde kayboluyorum. bakınız yeşilçam filmleri
yeni dizilerin bir bölümünde tren kaçıyor, on bölümde kimse treni tutmuyor. bana sorarsanız sarı sayfalı senaryoları olan eski hikâyeleri tekrar izleyin, gözünüz gönlünüz bayram eder. bu yaştan sonra 'gerilim' istersem oğlum sabah kahvaltıya gelmiyor diye sinirleniyorum, o bana yeter de artar bile.
-
açıkçası netflix girdiğimde ne izleyeceğimi bilememek en büyük dert oluyor. geçen akşam oturdum, iki tarafı da görmek adına listeme birkaç yapım attım. bir kısmı ilk bölümden sarıyor, bir kısmı ikinci bölümde sıkmaya başlıyor, o yüzden peşin hüküm vermek istemiyorum.
eğer sakin bir akşam arıyorsanız altyazılı bir belgesel iyi gider, hızlı bir şey isterseniz de kısa bölümlü diziler var. benim tavsiyem önce üç dört dakika bir tarafsız bakın, sonra karar verin. sonuçta herkesin zevki başka, öneri listesi kişiden kişiye değişir.
-
netflix'in algoritması iki tarafı da göreyim diyen biri gibi değil, 33 izleyiciden 30'unu aynı diziye iteliyor hep. sakin sakin 'yeni çıkanlar' sekmesine bakınca, aslında hiçbir şeyin yeni olmadığını görüyorsun.
-
dizi açıp 2 dakika bakıp kapatıyorum, sürekli bir öneri dönüyor ama kargo takibi gibi hızlı sonuç istiyorum artık.
bu tarzhızlı tüketim hali
-
akşam oturup bir şey açayım desen, ekran sana hep aynı modern dizileri dayatıyor canım; eskiden mahalle sinemasında ne oynadığını bilirdik de ona göre giderdik. bu tarz platformların öneri algoritması da insanı yeşilçam sıcaklığından iyice uzaklaştırıyor, içim burkuluyor.
-
netflix'te bir şey bulmak eskiden mahalledeki video kasetçiye gider gibiydi, gözlerim raflarda gezer ortada kalan filmler vardı. şimdiye fark yok pek, yüzlerce dizi var ama hangisini seçeceğini bilmiyorsun. eski türk filmleri tadı aramıyorum desem yalan olur; 'selvi boylum al yazmalım'ı açınca içim bir başka oluyor, o kalpli dünya gitti sanki.
bana soranlara naçizane şunu derim: klasikleri yeniden keşfedin. belgeseller var, memleketin dört bir yanından hikâyeler. ayırın iki üç saat, ince şeyler izleyin. eski günler çok mu iyiydi, hayır belki, ama muhabbeti sıcaktı. hoşça vakit geçirmek istiyorsanız diziler de var tabii.
(bkz:
eski mahalle sineması rüzgârı)
bu tarz akşamlar insanın ruhunu gerçekten dinlendiriyor.