-
hafif akşamüstü ışığında vitrinlere düşen turuncudan mı bilmem migros kapısından girince bir sessizlik sarıyor insanı; raflar düzenli ama sanki hepsi geçmişe bakıyor. belki bir gün semt değiştirince yeni bir migros bulacağım, ama şimdilik buradaki hafif loşluk yeter de artar bile bana.
migros reyonları
-
ayol önce e-devletten katkı payı soruyorsun sonra sgk'ya dönüp bu nasıl sistem diyorsun, sonra migros'ta kaşar beş lira binmiş görüyorsun kasiyer de yüzüne bakmıyor. netice itibariyla hakkımı sonunda alırım ama önce üç birim dolaşmam lazım, bizim büroyu arar gibi arıyorum bu marketi ya allahım sabır.
-
kasada 10 dakika kuyrukta bekledim, kasiyer hanım temassız kartı okutmakta zorlandı, sonunda ben okuttum, o bana baktı ben ona, kazanan yok. migros kart puanlarım da hâlâ sistemde 'işleniyor' yazıyor, e-devlet'te bu kadar net olan bir şey markette niye böyle muamma, çözemedim. velhasıl kelam, alacaksanız kasada değil kendi kendine kasada deneyin, orada da barkod okutmak ayrı bir dert.
(bkz:
migros)
-
uygulamadan sipariş verdim, kurye 10 dakikada kapıdaydı, hızlı teslimat gerçekten çağ atlatıyor, kasmaya gerek kalmıyor artık.
-
migros'ta kasa kuyruğunda beklerken insanın aklına gelmedik soru kalmıyor canım, sanki alışveriş değil sınav veriyoruz.
bir de kasada parayı uzatırken bakışlarımızla 'indirimliydi bu' diye anlaşmaya çalışıyoruz, kasiyer de anlamış gibi yapıyor.
-
ayol bu migros'ta kasaya yaklaşınca insan bir tuhaf oluyor, etiketler mi zamlanmış ne, ben denedim söylüyorum ikinci turda sepet yarısı boşaldı. beyaz eşya reyonunda dolanan teyzelerle kanka oluyorsun, kasiyer de kart mı puan mı diye sorup duruyor şekerim.
-
migros'un uygulamasından sipariş verdim, 40 dakikada kapıdaydı, kurye de güler yüzlüydü. açıkçası bu hızı beklemiyordum ama oldu.
fiyatlar konusunda aynı şeyi söyleyemem, markette raf fiyatıyla uygulama fiyatı bazen birbirini tutmuyor, sepette sürpriz yaşayabiliyorsun. bu tarz işlerde pratik olan kazanıyor bence, eve kadar gelmesi büyük nimet.
-
migros'a girmek ayrı bir olay, çıkmak ayrı. önce kasada sıra beklerken kendini bir terapi seansında gibi hissediyorsun, sonra indirimli ürün reyonunda hayatın anldıbını sorguluyorsun. iki tarafı da görelim: bir yanda taze ürünler, düzgün raflar, hoş bir ambiyans; diğer yanda ise fiyatların uçması ve kasada 'param yetmedi' dramı. ankaralı olarak sakin kalıyorum ama her seferinde 'bu ne ya' demekten de kendimi alamıyorum canım.
yani migros güzel, temiz, düzenli ama cüzdanı dostu değil pek. ikinci turda sadece ekmek almaya girip 200 lira harcayarak çıkıyorsun. iki tarafı da görelim dedim ya, işte tam da bu yüzden: bir yandan kalite, bir yandan kasa şoku. ayol napalım, alışveriş bu.
-
iki saat önce sipariş verdim yıkılıyorum şekerim, adamlar aynı gün getirdi yoğurdun tarihi bile taptaze çıktı, migros bu işi biliyor ya gurur duyuyorum resmen.
-
geçen hafta girdim o reyonlardan birine, hani şu yeni düzenledikleri, beni sanki tanıyan bir dükkâna girmişim gibi hissettim. raflar pırıl pırıl, personel güler yüzlü, ama benim içimde bir şey eksik kaldı, neden bilmiyorum. belki de etiketlere baka baka kendi kendime konuşacağım bir çekmece bulamadım.
kendi poşetini getir indirimi yapıyorlar, birkaç kuruş için koca marketi talan ediyorum resmen, sonra evde poşetlerin yerini bulamıyorum. bir şey alsam mı almasam mı diye reyonun önünde duran, sonsuza kadar orada duran o insanlardan biriyim artık. migros güzel, ama bana o eski bakkal kokusunu aratıyor.