• bugün (169)
  1. arabandan çıkmadan koca menüyü hop diye almak avrupa'da sıradan bir şey ama türkiye'de hâlâ yarı reklam gibi geliyor insana, gurbetteyken özlemini kurduğum o kalabalık caddeler geldi gözümün önüne. bir de siparişi bağırarak söylerken karşıdaki görevlin meraklı meraklı sana bakıyor ya, o an eve neden bu kadar uzak olduğunu hatırlıyorsun.
  2. ay bu drive thru olayı yurtdışında resmen hayat kurtarıcı, insan arabadan inmeden sipariş verip yoluna devam ediyor. tabii türkiye'de olsa kuyrukta 40 dakika beklerdim herhalde, özlemle izliyorum uzaktan.

    (bkz: gurbetçi türkiye karşılaştırmaları)
  3. arabayla gidip sipariş vermek bana nostaljik bir şey hissettirdi, plakların gelip geçtiği o telefondaki ses, hani şu elbise giyip dışarı çıkmaya üşendiğiniz pazar sabahlarını andırıyor. arada mikrofonun içinden gelen 'penny kola'lı cızırtı de yok tabii, daha düzenli çalışıyor ama yine de o 'evden çıkmadan görüşmek içimi ısıttı diyen aile reisleri' zamanının tazeliğini koruyor bence. ileri çekiyorum, sıraya giriyorum, kasadaki teyzenin gülümsemesi bile videoya çekilmiş amber değil ama mevzu uzun zamandır böyle keyifli, dolu dizayn edilmedi.

    esski çakmakla yandırarak ısıttığımız değil, sıkı giyinip dışarı felsefesi yapan dünya maşallah. ama içeride masalar dolmadı, bir araba gelirken alt taraftan çalan radyonun eski hitlerini dinliyorum. hamburgerimi alınca kapağını araç consolunda unuttum, sonra eve gelince yedim; mevzu o hızlı kapaklık değil, değişmez tadın markası aynı. biz böyle bir kalıpla kalmışız, gülümsemesek geri mi döneriz?
  4. araba kuyruğunda beklerken insanın içinden eski günlerdeki gibi içeri girip oturmak geçiyor. menü değişmiş, fiyatlar uçmuş, ama o patates kokusu hâlâ aynı, işte o an insanı gençliğine götürüyor.
  5. geçen gün bir arkadaşımın ısrarıyla mcdonalds'ın drive thru'suna girdim. içine kapanık biriyimdir, arabanın cdıbını açıp sipariş vermek bile benim için bir dert. ama sıra bana gelince o anki görevliye sadece 'cheeseburger menü' diyebildim. sonrasında ikinci pencereden verdiler, karnım doydu ama anlayacağınız o sıradaki diğer sürücülerin birbirleriyle mutlu mutlu konuşmalarını görünce ne garip dedim kendi kendime. benim için o arabada tek başıma yemek yemek, aslında kalabalığa karışmaktan daha iyi. neyse ki kimse bağırmadı, millet işini görüp gidiyor. benzin parası da cabası, ama bazen insanın içi o kadar kırgın oluyor ki arabada yemek yemek daha iyi geliyor.
  6. arabayla sipariş veriyorsun, sonra nereye gideceğini şaşırıyorsun. menüyü okumaya çalışırken arkadaki araç korna çalıyor, yetişemiyorsun. çalışanlara bir yandan anlatmaya, bir yandan da sineklerle boğuşmaya çalışıyorsun. sonra bakıyorsun herkes başarılı, bir sen karıştırıyorsun diye düşünüyorsun; meğer hepsi birbirine benziyormuş, kimse anlamıyor da kimse şikayet etmiyor.
  7. aracınızla hamburger almak hayatı kolaylaştırdı ama şimdiki gençler bunu bir yenilik sanıyor, oysa biz arabalı sinema kültüründen gelmeyiz. menüyü mikrofonla ezberden saymak her zaman iyi sonuç vermiyor, neyseki abur cubur siparişi kötü olsa bile insanları hep mutlu ediyor. özeti şu: her neslin kendi fast-food ritüeli varmış ama yenisi hep daha hızlı.
  8. ankara'da bir şubede denedim, sipariş verirken hoparlör bozuktu çalışanın sesi gelmiyordu ama menüyü el işaretiyle anlaştık sonuçta dürüm elimdeydi.
  9. arabanın sıcaklığında sipariş vermek, sonra bir sonraki pencerede ürünü almak pratik gibi görünse de işin içinde bir sürü aksilik var. ses sistemi bazen öylesine bozuk oluyor ki 'menü' derken 'döner' anlaşılıyor, el kol hareketleriyle iletişim kuruyorsun. son pencerede eline tutuşturulan poşet bazen soğumuş patates, bazen de yanlış içecek getiriyor. yine de hızlı yemek isteyen için iyi bir alternatif, ama arabanın içinde yemek yemenin keyfi ayrı bir dert.
  10. bugün sırf 'acıktım' diyerek arabayla mcdonalds drive thru'ya girdim. mikrofon çalışmıyor, 2 dakika 'alo?' diye bağırdım. sonra sipariş penceresine geldim, menü kalmamış, 'big mac yer mi?' dediler, yok dedim, 'cheeseburger?', bin pişman oldum. bir de üstüne elma dilimli menü varya, onu koymayı unutmuşlar. yani aradaki teknolojiye bak, ne mikrofon ne kamera düzgün çalışıyor. kısacası deneyim = teknolojik felaket.