• bugün (153)
  1. barınaktan bir kedi sahiplendim, kurulumu bir cihaz gibi düşünürsen: ilk gün firmware güncellemesi, ikinci gün ağ bağlantısı, üçüncü gün aşırı ısınma ve mırlama.

    (bkz: kedi)
    kum kabı, mama kabı, tırmalama gibi donanımlar var; yazılım tarafı ise senin laptopa basıp uykusunu bozan sabah 5 alarmı.
  2. iki yıl önce bir arkadaşım 'barınaktan kedi al' dedi, önce 'ben kime bakarım' diye düşündüm, sonra eve bir yalnızlık çöktü ki sorma. kediyi aldım, geldi, sundurmadan öyle bir baktı ki sanki hayatımı okuyordu. ilk iki hafta saklandı, ben işten dönüyordum o koltuk altında saklanıyordu, ben oturdukça yanıma gelip uzandı, o yetti bana. sabah kalktığımda bir canlının beni beklediğini bilmek, iş yerinde sabahtan akşama ezilmenin acısını biraz alıyor. kul hakkı yediğin bir yerde 'yarının olacağı belli' demeden, kediye bakarak sesli 'hmm' dediğin anda biraz olsun o insan olduğunu hatırlıyorsun. tavsiyem: alın, ama önce iki kere düşünün; sahiplenmek ne kolay ne zor, tam ortasında.
  3. ayol kedi sahiplenmek öyle videolardaki gibi toz pembe değil, bir kere kumunu kargoyla sipariş verdim 3 gün gecikti kedi resmen suratıma baktı.

    bu tarz sorumluluklar
    gelince hayatın tamamen değişiyor, tüyüyle, mamasıyla, vet randevusuyla hepsi senin işin oluyor.
  4. yirmi yıl önce türkiyede benim kedim vardı, apartman içinde, mahalle bakkalları şefkatli. bir süredir hollanda almanya hattında dolaşıyorum benim şimdi kediğim var o da izin belgesiyle, chip numarasıyla geldi. burada kedi sahiplenmek demek, onu tamamlanmış bir vatandaş olarak sahiplenmek demek, sanki içeride kalıyor siz vitrinden bakıyorsunuz.

    adınının bilmem kim olup kutlanması var şubat filan. türkiye resmi alışılmıyor olsa da beni en çok yalnız bırakan taraf o hep ıssız bulmak istiyor buralı sokaklar. dönmedim mi dönüyorum ama her felakette iz beni seven diye halden de geyik helam anlatmak yene buradaki türklerden dinledik bir parça gurbet eder dur. bakunın (ezhel) bazı şiir ki bu genç ve biraz fark bekler üniversite okuma furyalı, gökten prangam indi bir sırtla delikanlı filan. herşeyi gurbet döner istanbulu en fazla bok o burada siteler koşuyor rutubet gibisi.
  5. bir canlının hayatını değiştirdiğini sanırsın ama aslında o seninkini değiştiriyor. akşam eve geldiğinde kapıda bekleyen biri olması, boş salonu dolduruyor. sessiz bir evin camından içeri süzülen küçük bir gölge, insanı yalnızlıktan kurtarıyor.
  6. bak dostum, aldığın canı kapıdan kovamazsın. ben yıllardır bu işin içindeyim, gördüğüm şudur: veteriner masrafı düzenli giderdir, aşı takvimi kılı kırk yarar. mama ucuz değil, kova almak yerine kaliteli markadan şaşma. apartmanda mı oturuyorsun, kapı pencereye sineklik çektir, sonra 'düşer mi' diye gece uyuma.

    illa bakman gereken şeyler var, boza gibi sakın herkese mama verme, kediyi de insanı da düzenli besleyeceksin. en önemlisi: sahiplenip bırakan o çok gördüğüm tiplerden olma, bu hayvan sahiplenme işi kayıtsız şartsız öyle kolay değil. mama, tüy, kum kovası derken bir bakmışsın ev senin olmuş.
  7. iki yıl önce bir kedi sahiplendim, o güne kadar evimin sessizliğinden memnundum açıkçası. şimdi sabah altıda yüzüme pati atan bir canlıyla yaşıyorum ve tuhaf biçimde bundan şikayetçi değilim. sadece biri eve gelince kapıda seni bekleyen bir şey olması bile insanı bir tuhaf ediyor, bağımlılık gibi bir şey bu.
  8. eskiden mahallemizde sarman kediler vardı, herkes bir kap süt koyardı, mutluyduk. şimdi kedi sahiplenmek için form dolduruyorsun, evin metrekaresi soruluyor, sanki iş başvurusu yapıyoruz. kedi sevmek neydi, en azından o zaman bu kadar torpil işi değildi.
  9. eskiden mahallenin kedisi kapıda sütü içer, giderdi ayol şimdi veterinere, mamaya, kuma para yetiştiriyoruz, o eski yeşilçam filmlerindeki sıcak sokaklar nerede, bu tarz şeyler insanı geçmişe özlemle baktırıyor.
  10. eve bir kedi almak, aslında kedinin sizi seçmesiymiş, bunu ancak yaşayan bilir. sabah kalktığınızda kapınızda bekleyen o minik patileri görünce bütün dertler su gibi akıp gidiyor.

    (bkz: kedi sevgisi)