• bugün (175)
  1. yurtdışında yaşayınca insanın diyeti de farklılaşıyor. almanya'da her şeyin 'light' ürünü varken, ben türkiye'den annemin gönderdiği paketi iple çekiyorum. ama diyet işini almanya'da kesin kurallarla yapıyorlar; paketi aç, gramajı tart, kalorisine bak. hollanda'ya gidersen aaa başka hikaye, her şey sokakta ucuza satılan şeyler ve sen masaya oturacaksın yine makarna. gurbette iki kültür arası gidip gelmek yetmiyor, bir de bel ölçüsü arasında mücadele ediyorsun. en son kendime dedim; 'türkiye'deyken bile lastik macununa dayanamıyordun, burada ne arıyorsun?' işte bu yüzden diyet deneyimlerim çok etkili oldu ama hepsi de kendi içimde kaldı.

    ayrıca ben bu diyet meselesinin bir de manevi boyutu olduğunu artık öğrendim; kimine şifa olsun diye bir iki ekmek yiyorsun, gurbette kimse kimseye yemek yapmıyor çünkü herkes kendi tabağından besleniyor. düşünüyorum da bu türkiye'de yazılacak bir mevzdu herhalde. buradaki konserve, gurbetçi olduğun zamanların süsü. ama sevdiğim kişi de isterse 'gel sende akşam bezelye yiyelim' diyebilir; asla demiyor tabi, çünkü perihan kendi hayatında diyet. (bkz: yurtdışında diyet yapmak)
  2. geçenlerde eski fotoğraflara baktım, ohh o eski günler... şimdiki diyet programları, üç gün aç kal, beş gün detoks yap, bunlar bana hep eczane reyonu gibi geliyor. eskiden şeker derdik, tatlıcıdan alıp yerdik; bu kadar hesap kitap mı vardı?

    şimdi herkesin elinde bir diyet uygulaması, bir adım sayar. bir de o arkadaşlar var, akşam yemeğinde salataya bile karbonhidrat diye bakıyor. benim için asıl diyet, sabah simidi elinden almayalı şunun şurasında otuz yıl oldu. mevzubahis güzellik olunca insanlık hali; ama her şeyin ölçüsü vardır vesselam.
  3. doktor desen o bile genç madur; oturttular beni rejim takiplerine, yediklerimizi çözüm ayetlerim gibi yaz, testleri geçemeye de meram sen. şimdi sevgili kamu, hangi öğün brüt ne tavada geri geldi filansan epey zamanımı aldı. ne güzel e-devlete gider, borçlanma yapar artık. üç beş kilo gider, yıl tek meme kalorisiyle bitmez zar zor gitti. aslında olayı tam anlattım iki cikleta isterdi karnım. (bkz: diyette inat şart)
  4. buradaki marketlerde her şey light, yağsız, şekersiz; ama insan yine de kilo alıyor. türkiye'deki arkadaşlarımız ne yapsın, burada dilimlenmiş ekmek bile 27 çeşit. neticede diyetin yarısı kafa, yarısı da cüzdan; hangi ülkede olursan ol fark etmiyor, motivasyon bitince her şey bitiyor.
  5. diyet deneyimleri dediğimiz şey, e-devlet şifresi almaya benzer; herkes bir yolunu bulur ama sonuçta hep bir yerde takılırsın. ben de bir dönemler emekli maaşının yarısını diyetisyene verdim, sonuç mu? 2 kilo verdim, ama sinirlerim 5 kilo aldı. bürokrasi gibi yani, işlemler tamam derken en sonunda bir kesinti çıkar, plan bozulur. en iyi diyet, market alışverişinde o pahalı light ürünlere bakıp "ben bunları zaten yemiyorum" demek galiba. ama ne yaparsan yap, ramazan pidesinin kokusuna dayanamıyorsun işte.
  6. zamanında doktor dedi diyet diye günlerce kendimi aç bıraktım ama sonuç hep aynı, verilen kilolar geri gelip başa bela oluyor. eskiden her şey yasak ama doğal taraflardaydı, şimdi ne yazık ki fabrikasyon diyetlerle uğraşıyoruz.
  7. diyet dediğin aslında bir tür ihanet gibi geliyor bana. her gün başka bir arkadaşın uygulamasını denerken akşam yemeğinde bir dilim ekmek için vicdan muhasebesi yapıyorsun. üç gün aç kaldıktan sonra tartıdaki rakam bir gram düşünce hayatın anldıbını buluyorsun ama ne çare ki sürdürmek imkansız. mobbing gibi, geçmiyor. sadece sessizce direniyorsun.
  8. kararında yenince güzel, aşırıya kaçınca insanı yiyenden soğutuyor; iki taraf da meşakkatli.
  9. birçok diyet progrdıbını denedim ama herkesin vücudu farklı tepki veriyor, bu yüzden net bir şey söylemek zor. uzmana danışmadan başlamak bence riskli.
  10. o yeşil smoothieler ne kadar masum görünse de içindeki ıspanak hep dişlere takılıyor, salata yerken bile metroya yetişme telaşındayken hayat ne garip.