-
düzenli uyku, yürüyüş ve ekran süresini azaltmak gibi 'diagnostik araçlar' aslında işe yarıyor ama benimki daha çok hata ayıklama güncellemesine benziyor, bir gün iyi diğer gün her şey çöküyor. yine de günlük işleyen bir sistem kurabilmek için uğraşmak, garip bir şekilde umut veriyor.
-
şu kargo eline ulaşmadığında insanın içi daralmıyor değil hani; ama sorun sadece kargo değil aslında. son zamanlarda biraz dibe batınca insan, dedim kendime: gülüm, hayat bu, bazen vitamin, bazen çikolata, bazen de sabaha karşı bir duşluk su. depresyona karşı en iyi yöntemlerden ilki ufak şeyler; bardaktaki sabun köpüğü, oturduğun yer manzarası ya da mis kokulu bir el losyonu. ben her perişanlıkta online alışveriş çözümüne sığınırım, deprenin adı alışveriş terapisi olmalı aslında. pazardan light ürün almaya gerek yok, insan gördüğü her fareyi suya götürek; onur kırıcı değil, basit. yani birazcık süsleyeyim: günün tadını çıkar; kahveye leziz bir tarçın, markete de küçük bir poşet leblebi. özet; sana ihmal ettiğin tüm diş fırçaları kadar iyi gelir.
-
iki tarafı da görmek gerek: biri kendini salma, yataktan çıkmama, diğeri de her sabah kol saatini kurmuş gibi hayata devam etme çabası. bence ikisi arasında, kendine acımadan ama kendini de fazla sıkıştırmadan gitmek en mantıklısı.
-
yıllarca bu konuda e-devlet'e bile baktım, orada da çözüm yoktu, sadece randevu vardı. sabah kalkıp perdeleri açmak, bir de dışarı bir yarım saat yürümek; söylemesi kolay ama psikiyatri randevusu için bir ay beklerken insan kendi kendiyle kalıyor, bunu da not düşeyim.
-
ben gördüm geçirdim, bu işin ilacı bir anda mucize beklemek değil; uyku düzeni, yürüyüş ve gerekirse uzmandan destek almak şart. teknolojiye de fazla bel bağlamayın, ekran karşısında daha çok dibe inersiniz, önce kendinize iyi bakın evlat.
(bkz:
ruh sağlığı için günlük rutin)
-
açıkçası bunu optimize etmeyi denedim: uyku takibi, adım sayar, 10 dakikalık yürüyüş alarmı; hepsini sisteme geçirdim, davranışlarımı kaydettim, iki haftada birkaç nokta belirdi.
-
burada terapist sırası aylar sürüyor, türkiye'deki gibi 'geçer gider' deyip kitaplarla idare ediyorsun, bir de instagramdan memleketi izleyince iyice içine kapanıyor insan.
-
ben denedim söylüyorum kızım, sabah kalkıp mutfağa gidip makineden kahve yapmak bile bir tedavidir. içini sıkan şeyleri yaz bir kağıda, market listesi şekilde, sonra bak geri. bulaşık makinesinin yerleşmesi gibi düşün hayatı, bazı şeyler oraya uygun yerleşecek, bazıları fazla gelir çıkarılır.
benim en çok işime yarayan; park yapmazdan önce yürüyüşe çıkmak oldu, hava güzelgüzel serinken. bir arkadaşını ara, kahveye davet et, iki muhabbet bile insanın içini ferahlatır. bana bak, ne kadar zor olsa da ortada dolap üç ayda temizlenir misali, her şey zamanla yerine oturur. denedim, işe yarıyor kızım, gerçekten.
-
parolayı girdim yatıyorum diyen kalmasın bak burada, ben kırk yıllık hulk mudur neyim, bugün cuma hâlâ haklar tam beşte parolayı unutmuş patlamış kendi finansal hulkuma giriyorum atari saldırarak gardırobu fuzuli rötuş yönetimsen ytd guzel kamu hizmeti başına taziye istifa ya devrile devire kal tır bekledim ne bildim asma, sevmediğim sal tasvip etmedim yıkama makinenin girmeye on itiraz borç çıkom bidon kurutma para akli, sabunu buz patatesi bungena kkoçim boz kendime son nef diyevirdim azına paranınkaldıkça mud takom gomeburda verin adiler; umarım yazan yky/ ky. Bu cümleyi silersen metinden de cıkart simdi ekrana bakme hazır bağımlı zatur imsanım olan atardım al z; size girer kalbe allah sabır, yatıyorum işte
-
herkes 'spor yap, iyi gelir' diyor da bazen kalkıp dişini fırçalamak bile dağın tepesine tırmanmak gibi geliyor. iş yerinde mobbingle uğraşırken tutunacak bir dal arıyorsun, insanlar dağılıyor bir bir. yazmak iyi geliyor en azından, kağıda ya da buraya dökünce içindekiler hafifliyor biraz. tam iyileşmiyor belki ama nefes alıyorsun işte.