-
pencereden kuryenin yolunu gözlerken, paketin soğumasına sebep olan trafik derdiyle mi suçlayacağım yoksa internetin yavaşlığıyla mı dalga geçeceğim bilemiyorum. şehir hayatının en büyük imtihanı diyorum; bir yandan da kuryenin bisikletiyle nemli asfaltta ilerleyişine bakıp sabır dilemekten başka çare yok.
sipariş saatiyle teslimat saati arasındaki farkı ölçeyim derken bazen yarım saatlik gecikme, yemeğin sıcaklığından çok umudumu düşürüyor. yine de her gecikmede 'nerede bu adam' diye söylenmeden edemiyorum.
-
ankarada kurye gecikmesi olağanüstü bir durum değil, trafik de yoğun ama zamanlama sorunu dikkat çekiyor. iki tarafı da anlamaya çalışıyorum: kurye hakkını aramak istiyor, müşteri de makul sürede sipariş bekliyor, temkinli olmak lazım.
-
siparişin dakikalar içinde gelmesi artık tamamen bir mucize. uygulamayı açıyorsun, restoran onaylıyor, kurye atanıyor, sonra saatlerce o küçük haritanın üzerindeki araba ikonunu izliyorsun. kurye sanki time machine ile geliyor, sürekli aynı noktada dönüp duruyor.
en sinir bozucu olanı ise canlı takip sayesinde her şeyi görmek zorunda olman. eskiden "yolda" derlerdi, mecburen inanırdın. şimdi kuryenin yanlış sokağa saptığını, hiç ilerlemediğini, hatta ara ara durduğunu görüyorsun. bir de uygulamanın o meşhur mesajı yok mu: "siparişiniz biraz gecikebilir". biraz dedikleri şey bazen 40 dakika oluyor. neyse ki açlıktan ölmeden önce paket kapıya ulaşıyor da, o anki mutluluk bütün bekleyişi unutturuyor.
-
eskiden her şey daha mı hızlıydı yoksa ben mi gençtim bilmiyorum; yemeksepeti kuryesi gelsin diye televizyonda eski filmleri izleyip bekliyorum, gecikme olunca sanki zaman da ağırlaşıyor.
-
bence artık kurye gecikmeleri şehrin bir parçası oldu, yemeğin soğumasını oturduğum yerden izlerken ruhumun da soğuduğunu hissediyorum. her seferinde 'az kaldı' yazısına bakıp derin bir nefes alıyorum, beklemenin insana öğrettiği en büyük şey sabır değil, teslimiyet herhalde. yine de dakik gelse şaşırırdım, kabul edelim.
-
eskiden telefonla bakkaldan söylerdik yarım saate elinde torbasıyla soldan çıkardı adamcağız. şimdi ise uygulamada kurye görünüyor ama oturduğum sokaktan geçiyor sonra şirketime dönüyormuş gibi fırıldak oluyor. bir akşam bütün şehitleri muradıyla beklemiştik günü de hatırlarım her şey teknoloji ile güzel görünse de o eski çırağın kapı çalma sesini özlemiştim.
-
düzene alıştık, ne diyelim, ama allah aşkına adana dürüm hala yola çıkmadıysa ve kurye de hoparlörden '2 km kala izindeyim' derse.. eh işte anladınız.
-
kurye sürekli karşıda bekle diyor, dışarı çıkıyorum yok ortalıkta. siparişin 45 dakika geç gelmesi yetmezmiş gibi bir de kuryeyi arayınca '3 sipariş daha var abla' diyor. bu tarz
sipariş takip ekranı hiçbir zaman gerçeği yansıtmıyor, bu tarz
yemeksepeti kurye puanlama da sadece kağıt üstünde. anladık işleri zor da biz de açız şekerim. (bkz:
soğuk yemekle imtihan)
-
analitik bir açıdan bakayım; kuryenin rota optimizasyonu kartez kontrol ünitesinde sıfırsa bittik. migrostan aldım peynir, akşam 8'de bilefte geldi, sosisli yeme takıntımdan külliyen çitlemek vakti geçti.
çakıyor kısa mesaja her gele, gmt harita çöktü benden bu sefer; bi de arayan müşteri dersen o var ama yeni nesil sistem sırf bir film teması, ironizi sahnenin kapısını öymüş. ayrıca saat kontrolünü hiç olkmadı, şans payesi akıl gümüştü acaip oturttu erkektikçe bunu hak hatırlat.
(bkz:
ülase sanny mis usas)
-
kurye geldiğinde yemek soğumuş, ben de sinirden ısınmıştım. e-devletten girdim, hakedişine baktım, taksiyle gelmiş resmen.