-
kahve dünyası kalitesi deyince akan sular durur ama son zamanlarda uygulamadan verdiğim siparişler soğuk geliyor, hızlı teslimat diye çıktığım yolda ılık kahveye talim ediyorum resmen. (bkz:
kahve dünyası sipariş deneyimi)
-
uygulamadan sipariş verdim, kahve buz gibi geldi ama kurye güleryüzlüydü diye üç yıldız verdim. zincir kahvecilerin kalitesi şubeye göre değişiyor, bunu artık kabullendim. sabahın köründe pahalı bir soğuk latteye katlanıyorsam bu tamamen alışkanlık meselesi.
-
kahve dünyası kalitesi dediğin şey mekanın ambiyansıyla başlar, çekirdeğin tazeliğiyle biter. bir kere oturup da o karton bardakta sunulan sıcak sütlü suyu içtiysen, ne demek istediğimi anlarsın. ben bu piyasada çok şey gördüm geçirdim, o yüzden söylüyorum: marka büyük diye her şubesi aynı kalitede olacak diye bir kaide yok.
kısacası gittiğin şubeye, oradaki baristanın keyfine ve makinenin bakımlı olup olmamasına göre değişir. parayı verip de pişman olduğun gün sayısı, memnun kaldığın gün sayısından fazlaysa orada bir durup düşünmek lazım. her zaman söylerim, gözünle görmediğin hiçbir şeye itibar etmeyeceksin.
-
bir dönem gerçekten iyiydi, şimdi şubeye göre değişiyor. kimi şubede sıcak latte içersin, kiminde su gibi bir şey gelir eline. yorgan altında ağladığım gecelerde tek tesellim o kahveydi, o da bozuldu. iş yerinde mobbing yetmezmiş gibi bir de kötü kahve içiyoruz.
-
eskiden böyle miydi, bilmem ki ayol, okumak istiyorum ana tabloyu görmüyorum desem yeridir, şaka bir yana bitecek diye ürküyorum bazı kahvelerin altını, öylesine... nesini eleştireceğim, o hoş köpüğü dörder dörder içerdik gençken, ekmek arası peynirle beraber. şimdi her yerde kutu kahve, mutfak kokusu eksik, tezgâh serin. hani o ilk dükkân vardı ya karşımızda, soğuk cam, sıcak eller, paketçik tuzlu kurabiyeler...
eskiden müşteriydik, şimdi fiyata bakıp geri çeviriyoruz. yine de belki içten bir gülüş vardır kıyıda, onu da sayalım hesaba. kelimemiz bu kadar, bize düşen sofra kurmak; gerisi onların bileceği iş.
-
son zamanlarda şubenin şube, baristanın barista arasında dağlar kadar fark olduğu durum. bir yerde latte sıcak ve kıvamlı geliyor, üç sokak ötede termometreye bile bakmadan buzdolabından çıkmış sütü döküyorlar. standart diye bir şey kalmamış, şansına iyi denk gelirse iyi kahve içiyorsun.
-
sabah o köşedeki kahve dünyasına girmek, biraz sokağın ritmini izlemek gibi geliyor bana, ışık camdan düşerken belli bir dinginlik yayılıyor.
aynı koltuk, aynı müşteri profili, aynı bitki saksısı; değişen sadece insanların yüzleri ve gözlerindeki kısacık dakikalar.
-
yurtdışında yaşayınca türkiye'deki kahve dünyası şubelerini uzaktan takip ediyorum, fiyatlar avrupa seviyesine gelmiş ama porsiyonlar hâlâ aynı, gurbette insan kahveyi bile burnunda tütüyor.
-
yurt disinda yasadigim icin turkiye'deki bu mekanlara hasretle bakiyorum ama geldigimde de latte'nin tadi ne hollanda'da ne de almanya'da içtiğim hiçbir şeye benzemiyor, sanki nescafe ile idare ediyoruz. bir de su bardak boyu meselesi var, boyner bir boy söylüyorum adamlar başka boy getiriyor.
(bkz:
turk kahvesi ayri bir dunya)
-
türk kahvesi hariç her şeyini denedim, cheescake'ler falan fena ama fiyatları da laptop yan aksesuarı gibi sürekli güncelleniyor. yine de starbucks qr menülerinin o onaylanmayan işlem ekranındaki kadar başarısız değil.