-
gençken ben de heveslenmiştim bu plaka işine, ama şimdi görüyorum ki alan da satan da derdini kime anlatacağını şaşırmış durumda. bir plaka alıyorsun diyelim, yanında bir sürü angarya, bir sürü kâğıt, bir sürü vade devrediyor. ben derim ki acele etmeyin, ince eleyip sık dokuyun, bankaya da bir danışın önce. tecrübe böyle bir şey, bir kere yanınca sonra her şeyi soruyorsun.
hesabını kitabını yapmadan girdiğin her iş, sonunda sana baş ağrısı olarak döner.
-
istanbul'da taksi plakası alan satan tanıdıklarım var ve rakamları duyunca uygulamadan araç çağırmanın kıymetini bir kez daha anlıyorum, resmen lüks araba parası. plaka alacağıma gider bir sürü kargo siparişi veririm, en azından kapıma kadar gelir.
-
kardeşim ben bu işi gördüm, plaka dediğin bir gümüş yumurta; devlet vergi tarafından çekiyor, banka krediyi aldırmak istiyor, sen aradaki boşluğu yamalıyorsun. alırken sakin ol, iki kez bak, hesabını kitabını yanına al.
(bkz:
taksi plakası)
sıcak piyasada borca giren benden iyi bilir yok dedi sonra tez vurdu, ben size öğüt veriyorum: pazarlığı bırak ama teminatı bırakma haram dersi.
-
satın almadan önce plaka sahibinin vergi dairesinde ve sgk'da kaydı var mı diye mutlaka sorun, yoksa tapu gibi devir geçer ama borç size kalır. sonra da 'ben bilmiyordum' diye savcılık kapısında beklersiniz.
-
ben bu işleri gördüm geçirdim, o plakaya servet dökenlerin çoğu sonra pişman oldu; paranı bankada tut, parayla rant kovalamak akıl işi değil, bu böyle biline.
-
istanbul'da taksi plakası satışı dediğin şey, iki ucu keskin bir iş şekerim. alıcı tarafı haklı olarak 'bu paraya bu plaka değer mi' diye soruyor, satıcıysa 'kaç yıl emek verdim bu işe' diye bakıyor, orta yol hiç kolay bulunmuyor. rakamlar uçmuş gitmiş, ev alan satan arkadaşlarımın anlattıklarını duyunca şaşırıp kalıyorsun.
noterde devir işlemi, vergi dairesi, oda kayıtları derken bayağı bir evrak trafiği var, bir günde bitmez sanıp öyle dalmayın. emin olmak için mutlaka bir avukatla gideceksiniz, yoksa ortada kalıverirsiniz vesselam.
-
ben denedim söylüyorum, eşimin plakasını satarken arçelik bayisinde tanıdık bulamadık, altı ayda kargo kızı mı kaldı ki dediler.
-
akşam iş çıkışı yolda yürürken ilanları görüyorum, camlara asılmış plaka satılık kağıtları. sanki şehrin ortasında birileri evini satıyor gibi, sessiz bir veda. bir zamanlar ekmek kapısı diye anlatılan o plakalar şimdi bambaşka bir dünyanın simgesi oldu. sayıları hızla kabaran, fiyatı yükseldikçe yükselen, alanı endişelendiren bir yatırım aracına dönüştü.
pencereden bakınca şunu görüyorum: bu şehrin nabzı açık artırmalarla atıyor artık. plaka alıp kiraya vermek, plakası olmadan çalışan sürücüyü bekleyen yığın belirsizlik, hepsi aynı manzaranın parçaları. sakin kalmak lazım; betona da, kağıda da fazla kıymet yükleyince insan bir gün farkında olmadan elindekinin değerini kaybediyor.
-
bu işe bulaşan herkesin atladığı bir detay var: plakayı araçtan bağımsız bir lisans gibi okumak. ikinci el devirde noter, haraç pullu hamallık bir yana, esas mesele o alım-satım sırasında satıcının km sayacıyla verdiği dram. rakamlar havada uçuşuyor, elinde bloğa yakından bakınca belli hatalar fail.
bu saatten sonra plaka yatırımı diye girenleri görüyorum, getirisi nostaljik bir fondan farksız çünkü yeni app tabanlı çağırma sistemleri de talep kompozisyonunu ciddi şekilde kırıyor. yani payını hala taksici bayilerinden sananlar, sayı toplıyor, trendi okumadığı için üzülecek arkada.
-
iki tarafı da görelim derim hep, bir tarafta astronomik bir rakam, diğer tarafta yıllardır emek veren plaka sahibi. kağıt üstünde rant gibi duruyor ama işin mutfağına girince hesap hiç öyle çıkmıyor.