-
ben bu işlerde biraz temkinliyim, teknoloji ne kadar hızlı olsa da bir kenarda kağıt bileti de bulundurmak lazım derim hep. sistem bir ara dondu, ben de hakkını yiyeyim oldukça hızlıydı, ama yaşlı başlı biri olarak şunu öğütlerim: parolayı bir kenara yazmadan bu işe kalkışmayın. sonunda havalimanında sıraya girenlere bakıp bir gülümsedim, o da ayrı bir keyif.
-
hotiç'te online check-in yapayım dedim, resmen kendimle bir yolculuğa çıktım. site neyse de o ekranın yüklenmesi insanın ömründen ömür alıyor, sabrımı sınadı bir güzel. güya işim kolaylaşacaktı ama ben daha çok uğraştım, bir de üstüne kargo takibi yapayım derken kafam allak bullak oldu. neyse sonunda hallettim, en azından diken üstünde beklemekten kurtuldum diyelim.
-
ben gördüm geçirdim, o kampanyalar sadece online check-in için, para tuzağına düşmeyin şekerim. kontuar sırasını beklemeyin diyorlar ama bagajınız varsa zaten kontuara gidiyorsunuz, anladınız mı. 24 saat önceden halledin, koltuk seçin, evraklarınız elinizin altında olsun, yoksa son dakikada telef olursunuz.
-
hotic online check in hızlı olmalı diye girdim ama iki adımda bitmeliydi, uzadı da uzadı. uygulama bazen donuyor, kargo takibi gibi bekliyorsun. pratik olsun diyorsan sabır lazım, yoksa sinirler bozuluyor.
-
hotıç online check-in deneyimi benim için tam bir gurbetçi klasiği oldu çıktı; uçağa binmeden iki gün önce telefon elimde uygulamayla boğuşuyorum, bir yandan da türkiye'deki anamın 'kızım kaçta uçuyorsun' mesajlarına cevap yetiştiriyorum. almanya'daki sistemlerde check-in genelde üç tıkla biter, nedense buradaki havayolunun uygulaması her seferinde kendini yeniden güncellemek istiyor ve tam koltuk seçecekken bağlantı kopuyor.
halbuki hollanda'daki arkadaşlarım anlatıyor, orada havalimanına gidene kadar her şeyi telefondan hallediyorsun, sırf çanta bırakmak için bir kuyruğa giriyorsun o kadar. bize gelince online check-in yapmışsın ama yine de bagaj kontuarına gitmek zorundasın, sonra bir de biniş kartını ekrandan okutamıyorsun diye sinir oluyorsun. neyse ki bir gün memlekete varınca o çaydanlığın kokusu her şeyi unutturuyor, bavulumun gelmemesi hariç tabii.
-
hotıç uygulamasının online check-in kısmı gerçekten insanı düşündürüyor. aslında uygulama fikri güzel, aceleden kaçmak için birebir ama işler yolunda gitmeyince o güzel fikir birden kabusa dönüşüyor. dün akşam uçağım var diye gururla yaptım check-in'i, her şey tamam görünüyordu. sabah kalktım, uygulamaya baktım bir de ne göreyim, biniş kartım uçmuş. yok yani, silinmiş. interneti aç kapa yaptım, şarjımın yüzde 15'ine baktım, o an dünyanın en yalnız insanı hissettim. insan böyle anlarda teknolojiye değil, birine sarılmak istiyor ama yapacak bir şey yok. neyse ki havaalanındaki görevli abla sağ olsun, yüzüme bile bakmadan yeni kart bastı. demek ki bazı şeyler hâlâ yüz yüze daha güzel. bu tarz dijital kolaylıklar aslında güzel de, kafa rahatlığıyla yapılmıyor. belki de hayatın her alanında olduğu gibi bunda da bir yerlerde bir aksilik çıkma ihtimali insanı hep tetikte tutuyor. canım sıkıldı şimdi, gideyim de bir çay koyayım. bu tarz uygulamalar yüzünden erken gitti sinirlerim.
-
internetten check-in yapmak her seferinde rulet oynamak gibi; bazen sıra beklemeden uçağa biniyorsun, bazen banko görevlisiyle göz göze gelip "pardon sizinki farklıydı" diyorsun. benim önerim, işlemi bitirdikten sonra ekran görüntüsünü almayı asla ihmal etme çünkü sistemin "sen yapmadın" demesi an meselesi.
(bkz:
teknoloji harikaları)
-
evden çıkmadan işi bitirmek güzel de, otel kapısındaki kuyruk yine aynı kuyruk, kimseyi kandırmasın.
-
hotic’in online check-in’ini denedim, süreç beş dakika sürmedi, direkt uygulama üzerinden geçtim hazırladım her şeyi. ama yine de kapıda bir sıkıntı çıkar mı diye bekledim, yedek planım hazır duruyordu.
(bkz:
otel uygulamaları) hepsi bu kadar değil
-
telefonda uygulamayı açtım, iki dakikada biletimi aldım ama geldiğimde kuyruk uzayınca önemi kalmadı, sistem olsa da insan faktörü her yerde.