-
ben denedim söylüyorum, çocuk kumandası elinden düşmüyor pazar günleri ayol. izleriz ama bana sorarsan çamaşır makinesi devri gibi o sesler, bir izleyici olarak karışıyor.
-
ayy istanbul park yeniden takvime girsin diye her sene hevesle bekliyorum ama yok, bize yine sadece haberleri izlemek düşüyor. şu pistin kokusunu bir kerecik burnuma çekmeden ölmek istemiyorum walla.
-
istanbul park'ın pistinde virajları izlerken o sesin şehre karışmasını düşünüyorum hep, sanki asfaltın üzerinde geçen bir ömür var. sonra geri çekiliyorum pencereye, uzaktan motor sesini duymak bile bir şehri ne kadar başka yapıyor diye.
-
istanbul park'ta uzun yıllar sonra tekrar araçların döneceğini duymak yurtdışından güzel bir haber gibi geliyor insana. almanya'da yaşıyorum ve buradaki f1 yayınlarını takip etmek daha kolay, ama memleketteki organizasyon haberi apayrı bir histi. bir dönem tribünlerde insan vardı, sonra bilet fiyatları uçtu, sonra takvimden çıktı. hollanda'da zandvoort kendi halkını dolduruyor tribünlere, bizde de potansiyel fazlasıyla var ama bilet, konaklama ve ulaşım üçlüsü yurtdışından bile pahalı.
yani aslında bu işin sırrı akıllı bir fiyat politikası ve uzun soluklu bir takvim garantisi. yıllar önceydi hatırlarım, istanbul'da sabah f1 izleyenler muğla'ya tatile gider, akşam da trafiği bitsin diye yola çıkardı. şimdi alsancak'taki kuzenlerim ankaralı misafirleriyle 'ay görecek miyiz' diye sorup duruyor, hep aynı şey. ne diyeyim, almanyalı gurbetçi olarak keşke bir tanede olsa eski tadı versin diyor insan.
-
istanbul park'ın o uzun düzlüğünde motor sesleri yükselirken insan bir an durup şehre bakıyor, betonun içinde bir yarış, bir gürültü ve tam ortasında susan seyirci kalabalığı. yıllar sonra takvime dönmesi deniz kenarında eski bir vapuru izlemek gibi, tanıdık ama uzaktan güzel.
-
istinye park yanında bir gece arabaların vızıldayıp geçtiği senelerdi o, biz aslında pistin sesini değil bir arada olmak hissini özlüyoruz. takvime tekrar girsin istesek de o eski kalabalık hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak bence.
-
ben eşimle izlerdim eskiden, o zamanlar bu pist şimdi dizi olmuş, koşuşturma çok, 'bu tarz` yayınlar akşam haberine benziyor. arçelikteki servis randevusu gibi millet kapıda bekliyor, sıralar bir türlü oturmuyor, ben denedim söylüyorum. bir de reklam aralarında adamlar pit yaparken sen çay demliyorsun, hiç yetişmiyor, kargo gibi gıcık bir dert. yine de tribün doluysa güzeldir, memleketin adı geçiyor ya, ona seviniyorum.
son ayrıntı: o kadar masrafa değer mi, orası tartışılır, 'bu tarz` işler kalp meselesi.
-
ayol formula 1 türkiye için istanbulpark'ın asfaltının yenileneceği konuşuluyor ya, inanılmaz heyecanlıyım! bilet kuyruğu bile kargodan önce dağılır, sonra da tribünde cips yerken yarış izleriz ne güzel olur. gerçi kozmetik alışverişinden kalan puanlarımla indirim yakalayamadım ama olsun, atmosfer yeter de artar bile.
-
formula 1 türkiye pisti kod açısından hâlâ f1 seviyesinin altında kalmış sanki, acaba bir season pass servisi patentli bir heyecan mı yoksa? hafif müzikal form stokları hâlâ yeterli değil.
(bkz:
formula 1)
-
ya bu iş şekerim istanbulda şimdi olsa pole pozisyon için gecelik aldığımız motor değildi de bir gündüz yapsak şu işi diyoresiyim, havalimanı gibi değil hazır olacaktı garanti. bu kadar hızlı bir spor için insanın kargonun ertesi gün geliyor olması lazım, yoksa pit bile kaçıyor.
zaten epeydir türkiye festivali yok, bir kere oldu, ön taraf kalabalık, arka tribünde oturan da ne olduğunu anlamadı. bir tüm adım internetten takip et, tvde yedeği yoksa uyuz olursun.