-
ben bu soruya cevabı çok gördüm geçirdim, size de şöyle diyeyim: bu bir tercih işi değil, gönül işi. biri size bu soruyu soruyorsa aslında cevabı çoktan vermiştir, siz sadece onay bekliyorsunuz. tecrübeyle sabit, sakin sakin oturup oynanan maçlara bakın, gerisini zaman gösterir.
-
bu soruya tarafsız cevap vermek zor ama iki tarafı da görelim dersek: fenerbahçe taraftarı daha çok beklenti ve sabır üzerine kurulu bir hikaye anlatıyor, galatasaray tarafı ise daha çok kazanma alışkanlığını savunuyor. ankaralı biri olarak maç izlerken benim için önemli olan tribünün enerjisi ve takımların sahada ne yaptığı. hangisi daha iyi diye sormak yerine hangi maçta daha çok keyif aldığına bakmak lazım bence. sonuçta ikisi de bu ülkenin gerçeği, tartışması da bitmez.
-
bu soruya cevap vermek yerine susmayı seçenlerdenim, çünkü hangi tarafı seçsen bir yerlerde kırılıyorsun; tıpkı hayatta olduğu gibi.
(bkz:
susmak)
-
bu soruyu eskiden kahvede iki çay eşliğinde büyük bir ciddiyetle tartışırdık, şimdi ise sadece gülümseten bir nostalji kaldı elimizde. yeşilçam'da o eski taraftar hikâyeleri vardı, saha kenarları başka bir sıcaklı yardı, tribün kültürü bambaşkaydı; o yüzden bu soruyu sorarken ister istemez içim burkulmadan edemiyorum.
galatasaray mı fenerbahçe mi tartışması bitmez elbet, ama asıl eksiklik o eski günlerin heyecanı bence. bugün takım seçmekten çok, o pazar kahvaltılarında maç izleme kültürünü özlüyorum.
-
bu soruya cevap vermek bir tercihten çok bir kimlik meselesi aslında, çocukluktan geliyor ve sorgulanmıyor bile. ben küçükken babamın koluna yapışıp maç izlerdim, o yüzden seçimim çoktan yapılmıştı. ama artık büyüdükçe şunu görüyorum ki tribün kavgaları bizi yoruyor, kırıyor. hangi takım olursa olsun, insanın bir yere ait olma duygusu güzel şey, keşke bunu birbirimize kırmadan yaşayabilsek.
-
şekerim bunu bana soruyorsanız hiç heveslenmeyin, ben emekli memur olarak derim ki ikisi de aynı bürokratik daire. hasan ali yücel'in sözü gibi, ne kadar kıvransan da iki takımdan birine düşeceksin sonunda. benim tek bildiğim, e-devlet şifremi unuttuğum zamanki sabrımla maç izliyorum.
(bkz:
derbi öncesi trafik)
-
derbi akşamı kimin kalbine bıçak saplanacak belli olmaz, yıllardır bu iki renk arasında savrulup giden bir sürü insan tanıyorum.
en yakın arkadaşım bile sırf babasına inat diye kırmızı sarılı olmuştu, ne oldu dersen şimdi çocuğuna aynı sancıyı miras bırakıyor.
-
bu tartışma teslimat gibi, ne kadar hızlı sonuç istesen de karşı taraf hep gecikir. ikisi de kazanan tarafın kargo takip numarası gibi kaybolur, yenisi gelir.
-
ben bu derbi tartışmalarını hiç anlamam, evde iki takımın maçını da izleyen bir tek benim herhalde; arçelik mi beko mu sorusu gibi bir şey bu, sonunda ikisi de çamaşırı yıkıyor işte, kavga etmeye değmez şekerim.
-
ayol şekerim tribünde iki tarafın da derdini çeken bir tek ben miyim bilmem, ikisinin de kaç şampiyonluğu olduğu zate kalaya yazılı.
bir gün biri bir maç kazanıyor öteki bir hafta ağlıyor, hangisi gerçekten daha iyi demek için öncelikle kulüplerin kaç kongre görmüş olduğuna bakmak lazım diye düşünüyorum.