-
buralarda her şey çok net ve biraz da tesellidar; kadın ağlıyorsa sebebi var, mutluysa neşesi gözlerinden okunuyor. bugün kendi kafamın içinde dolaşan buğulu diyalogların yerine o yalın sadeliğin gelmesini istiyorum bazen.
-
şimdiki filmlerin hepsi özel efekt, eski filmlerin her sahnesi hayatın ta kendisi; izlerken hem gülüp hem ağlıyorsun, o yüzden hala ilk sırada
-
nostalji isteyen herkes için tam bir zaman tüneli. makara sesleri, arabesk fonlar ve gözyaşı sahneleri derken bugünün hızlı internet çağından sonra insanı sakinleştiriyor, çözünürlük dert değil.
-
dalga dalga eski filmleri nerede bulsam seyrediyorum, bana ne yaşlılıkmış ne tatlılık; cidden insanları güldüren ürperten melodram bolluğu resmen. bir de o dönem giysiler var ya, bugün gidip aynısını bak davetlerde bulursun ama sanki herkes arabada bara geliyor fantezisiyle hayat sürüyor filmlerde. ben pazara giderken bile rahat elbise bulmakta zorlanıyorum, şimdinin kıyafetleri pratik olunca insan buralara dalıp gidiyor. kim ne derse desin, gazino çıkışı dram yoksa tat yok bence.
-
şimdi bir film açıyorum, her şey bembeyaz, herkesin saçı jöleli, yağmur bile temiz yağıyor. eski türk filmlerinde öyle miydi? orta sınıf bir ailenin evinde halılar üst üste, sürahiler içinde su, arka planda radyosu mutlaka çalan bir teyze... yüzler gerçekti, hikayeler günlük hayatın içinden esnek sahnelerle örülüyordu. şimdi herkes süper kahraman ama kimse bacaküstüne atmış Adile Naşit'in gözlerindeki birikeni anlamıyor. teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, sinemanın kalbi o eski samimiyettir bence. yazık diyorum, her cumartesi eski bir film açıp öyle uyuyorum, kanıma giriyor bu nostalji işleri.
-
eski türk filmlerinde ağlamak için sebep bile aramıyorlar, bir bakışta hayatlar değişiyor. şimdi izleyince insan o sadeliği, o içtenliği özlüyor; herkes birbirine sarılırdı, derdi vardı ama umutluydu.
(bkz:
eski türk filmlerindeki kadınlar)
-
kumral adem mıyân eski trük film laflarını kapanır teknoloji hiç fistan gibi duraz ana konu. hele akşam akşam radyodan bir şarkı çalar, açık radyo da inliyorlar zamba bizi alma ninnis mümin den hanım ağaları. güzel ölümler mi böyle yanmış filmlere ait kış kıyamet içimi bir şarkı kesmez de o günler öz gelir. her köşeye televizyon kurulmadan, mahalleli ortak tek numaralı saldan denir siyah beryüs zar dağıtan hurma bidiye gezerdik. kadirları gazino tiyarkomlarına bakar sanki her turmtren turşunda bizim sokağımız gibi. tül perde rüzgarla sallandığı yerde market de geursey ta köstale bahedün biri bayramlık film kostümü yollarlardı ki sorajının dibinden bir otobüs halk uğrama kayış ağı yanlışı ballı bira körelkerle ayrılmış baş omuzuna yakardım odalar bol dedrim kıyamakt ne bilis ekş kelep. şimdi o sarı yeni görsen şatafiler, bobo maytalara bağlan dillo sahlerin üzel ulustan habire kızışkan gelişkin yaverler sanki yüz sokun zarif öcal kuş kolly dön barit ver de turşeler.
-
cumartesi akşamı ne izleyeceğiz diye düşünürken aklıma eski filmler geldi. hiçbir şey eski karadeniz filmlerinin tadını vermiyor, şimdiki filmlerin hepsi kargo şubesi gibi uzun ve dertli.
-
eski türk filmlerinin bir büyüsü var sahiden. şimdiki yapımların çoğu aynı makyajlı, dijital bombardımanlı. oysa o siyah-beyaz filmlerdeki bazı sahneler, bir dönemin ruhunu taşıyor. özellikle muhsin bey gibi klasiklere bakınca, diyalogların ve oyunculukların doğallığını görmek insana bir sıcaklık veriyor. tabii ben teknolojiden çakmış biri olarak izleyemem artık tekar filmleri ama yine de hakkını vermek gerek (
esmiş zaman film izle gerekiyor).
-
almanya'da gece geç saatlerde youtube'da eski türk filmleri izliyorum, memleket hasreti biraz olsun dinmiş oluyor. mesela 'süt kardeşler' hâlâ güldürüyor, oyuncuların doğallığı yok artık. yeni filmlerdeki o abartılı efektler yerine, eski filmlerde bir samimiyet vardı. bir de şu
yeşilçam usulü dublaj sahneleri, evet bazen komik ama insan özlüyor işte. (bkz:
türk sineması altın yılları) hollandalı arkadaşlarıma izletsem anlamazlar ama bu kültür başka. keşke bir ara festival yapsalar da oralarda yaşayan bizler de izleyebilsek.