• bugün (200)
  1. bu sorunun cevabını ararken aslında bir şehir turu atmış gibi oldum; nehir kenarında martıları izlerken ya da yağmurlu bir akşamda bulutların altında kaybolurken buluyorum kendimi. ne taraftar olduğuma karar veremedim ama biliyorum ki her ikisi de hayata farklı renklerden bakan insanların yanında. bu diyarın her köşesi ayrı bir hikaye anlatırken, aslında asıl soru, bu renklerden hangisinin pencerenizden göründüğüdür. bu tarz düşüncelerle bir köprü kuruyorum iki şehrin kalbi arasında.
  2. ikisinin de taraftarının ortak özelliği, maç sonucundan çok hakem hatalarını konuşmayı sevmeleri. gerisi hikaye.
  3. bu soru bana hep iki cephe arasinda kalmis bir insani animsatiyor. ben futbolu pek bilmem ama tribunlerdeki o cosku, o bagirislar insanin ice isliyor. hangisini secersen sec, bazi kayiplarin acisi hicbir takimla sarilmiyor.
    (bkz: futbol aski)
  4. pazar günleri maç izleyip kavgalar ettiğimiz eski günleri özlüyorum; şimdi statlar uygun ama biz eski o hasretli tribünleri bir başka idik. beşiktaş'a sempatim var ama trabzonluların da gıybetinde o eski kale gibi duruşu akıllarda kalmıştır.
  5. biz gurbetçiler için iki takım da hasret kokuyor, biri boğazın serinliğini diğeri karadeniz'in hırçınlığını hatırlatıyor. hangisini seçsem diğerine haksızlık olacak, en iyisi maç günü aile grubunda ortamı sessizce izlemek, bu tarz gönül işi biraz da.
  6. bu soruyu soran muhtemelen ne denizi görmüştür ne de boğazı; ben ikisini de pencereden izledim, biri şehrin karmaşasının içinde bir nefes, diğeri dağların arasında bir hırçınlık. hangisi daha iyi değil, hangisi daha çok senin içine işliyor, o önemli.
  7. teknik direktörün taktik defterinden önce takımın kargo gibi geç gelmesi mi konuşulmalı asıl, bu ikisinin son dakika atağı sabrımı zaten zorluyor. ve bu formalar siparişte beden tutmuyorsa o maç sonucunu da boşver, uygulamadan puanı ver geç evdeki maçı izle.