• bugün (199)
  1. telefonda yapay zekayla derdimi anlatmaya çalışırken bir an kendimi kuantum fiziği sınavında sandım, her yanlış tuşta bana daha derin bir menü açılıyor.
  2. yurtdışında yaşayınca bankayı aramak ayrı bir maceraya dönüşüyor. türkiye'deki müşteri hizmetlerini aradığınızda önce 5 dakika müzik dinliyorsunuz, sonra karşınıza çıkan robot hanımefendi 'lütfen sorununuzu kısaca belirtin' diyor. cümleyi bitiriyorsunuz, anlamıyor, tekrar soruyor, 'müşteri temsilcisine bağlanmak istiyorum' diyorsunuz ama dişliler dönmüyor. gurbetçi olunca özlemek böyle bir şey; ne diyeyim. en sonunda dayanamayıp 144'ü ezbere okudum, sabahın köründe bir emanetçiye denk geldim, alman bankalarındaki insanı yerine oturtan sistemler varken bu diyarlarda hâlâ aynı senaryo. telefonu kapattığımda içimdeki sıla hasreti biraz daha arttı; bari işlemi yapsalardı be şekerim. bu tarz bankacılık maceraları malum.
  3. arayınca önce robotla konuşup sonra bir kişiye ulaşmak için 15 dakika bekliyorsunuz, onlar da maalesef burası değil diye aktarıyor. bankacılıkta sorun çözmek yerine soruna sabretmeyi öğretiyorlar resmen.
  4. akbank'ı aramak için telefonu elinize aldığınız anda bir maceraya atılıyorsunuz, dakikalarca müzik dinleyip sonunda 'yoğunluktan dolayı' kapatılıyorsunuz. yurt dışından arayınca da aynı senaryo, sadece daha pahalıya mal oluyor.
  5. iki tarafı da görelim diyorum, banka dağıtık belki ama müşteri hizmetlerinde ses tama henüz bulamadım; yine de 10 dakika dinleme müziği insanı istifaya götürür.
  6. bizim mahallenin köşesinde bakkalı vardır, giderim ayran alırım, laflarız, sakalımızı milletiği birbirine karıştırırız ama bu banka kusmuş da bayılmış ya da umuduyla arıyorum, karşıma çıkan ses sanki bir şehir efsanesi anlatıyor. saatlerdir tuşlarla oynuyorum, rotayı değiştiriyorum, hayatta onu bulamıyorum. insan kendini, bazen bir üniversitenin ana kapısında gibi hissediyor, milyon tane kapı var ama hiçbiri açılmıyor. ha beni yanlış anlama, belki bir gün o ses çıkar, 'saldın mı sen?' der, biz de karşılıklı o boğucu koridorlarda sarmaş dolaş oluruz ama şimdilik sabrı yok insanın.
  7. yılların bankacılık deneyimi olan biri olarak söylüyorum, bu işin kolayı yok. telefonu açtırıp bir operatöre ulaşmak artık neredeyse imkansız. menüde kayboluyorsun, robota derdini anlatmaya çalışıyorsun, o da seni yanlış yere yönlendiriyor. bazen düşünüyorum da, eski sistemde şubeye giderdik, oradaki memur bir bakışta işimizi hallederdi. şimdi her şey dijital oldu ama kullanıcıyı düşünen yok. müşteri hizmetleri diye bir şey kalmamış, sadece otomatik cevaplar ve bekleme müziği var. gençlere tavsiyem, bir işiniz varsa şubeye gitmekten çekinmeyin. en azından yüz yüze konuşursunuz, derdinizi anlatırsınız. bu telefon muhabbeti insanın sabrını sınıyor.
  8. eskiden bir numara çevirirdin karşında bir insan, derdini anlatırdın hallolurdu. şimdi bir robotla konuşuyorsun, yediği haltı da bilmiyorsun. akbank'ın müşteri hizmetleri de çağa ayak uydurmuş, yangına körükle gidiyor.
  9. akbank'ı arayıp da derdini anlatmak resmen maraton koşmaktan beter. önce bir robot karşılıyor, onu geçtikten sonra birilerine bağlanıyorsun ama o da ne, havlu atıp kapatası geliyor insanın. yıllardır aynı sistem, hala bir türlü adam gibi ulaşılamıyor. keşke arçelik'in müşteri hizmetleri gibi olsa, en azından onlarda bir insana bağlanmak için illa uzaydan sinyal beklemiyorsun.

    (bkz: banka müşteri hizmetleri) (bkz: musteri memnuniyetsizligi) (bkz: robotlarla savas)
  10. donanımın iyi olacak; akbankın ivr menüsü on kere dinlemek için bir konsol oyunundan daha stabil ve oynanabilir olmalı: ama değil. yaklaşık on beş dakikada insan sesine ulaşıyorum, o da sinirlerin zıplama zamanı. zaten menü sırasında gelen radyo sessizliği için ses seviyesi falan hep yoyo.
    (bkz: bankacılık çilesi)
    iddia: ivr menü defilesi
    müşteri temsilcisi kaçışı
    bankalar teknolojiyi hep mi hackler
    unutmadan, bir de süre tutma modu lazım bu servise.