-
uçak biletini ucuza alayım derken ikide bir ekstra ücret çıkıyor, valizim beraberinde değil diye ayrıca ödüyorum. arçelik aldım kargo sorunsuz geldi, ama pegasus... yani ben denedim söylüyorum, hesabını iyi yapmak lazım ki sonradan pişman olmayasınız.
-
bak evlat, bu düşük maliyet modeli denen şeyi bana anlatmana gerek yok, ben o sistemin filizlenmesini de gördüm oturmuşunu da. bileti ucuza alırsın ama sonra bavul parası, koltuk seçim parası, ikram parası derken bir bakmışsın zaten 'normal' bir havayolunun biletine yaklaşmışsın. sana dostane bir tavsiye: hesabını önceden yapmadan sevinme o ucuz fiyata.
bizim zamanımızda uçuş bir lükstü belki ama en azından ne aldığını bilirdin. şimdi her şey modüler ama toplama bakınca çoğu zaman cepte kalan on kuruş düzeyinde. bu model ülkede tuttu çünkü millet dar geliriyle bir yerlere gidebilmek, çocuğunu tatile çıkarabilmek derdinde. doğru müdür? kısmen doğru. ama o biletin içinde ne var ne yok, uçuş öncesi bir kalem kâğıtla oturup hesaplamak şart, altını not et.
-
her şeyi parça parça satıyorlar, çanta parası koltuk parası derken insan kendini bir uçuşta hiç olmadığı kadar yalnız hissediyor sanki. bazen iş yerindeki o kalpsiz düzeni gibi, gülümsüyorlar ama içi boş.
(bkz:
düşük maliyetli havayolları)
-
pegasus deyince aklına sadece ucuz bilet gelmesin, adamlar resmen havacılığın market hali olmuş. koltuğa oturduğunda bacağını nereye koyacağını şaşırıyorsun ama cüzdanın da rahat ediyor, orası ayrı. her şey parayla; su bile paralı, battaniye paralı, öncelik paralı. yine de bir yerden bir yere gitmenin en pratik yolu buysa insan katlanıyor. uçuşun ortasında hostesin o neşeli ama biraz da yorgun sesiyle 'buyurun efendim' demesi var ya, işte o an anlıyorsun ki uçak da olsa her şey bir alışveriş.
bakınız içi: ucuzken her şeye katlanılır
bir de şu var, rötar olunca kimse hesap sormuyor çünkü zaten biletin ucuz. bu tarz havayollarının varlığı bütçe gezginlerinin can simidi adeta. bu tarz firmalar tutup da lüks beklersen hayal kırıklığı kaçınılmaz. bu tarz bir uçuşta sürpriz yok, ne görüyorsan o.
-
pegasus'u duyunca içim bir kıpır kıpır oluyor, çünkü izmir'den istanbul'a üç kuruşa uçmak gerçekten büyük olay. ama çanta parası, koltuk seçimi, su parası derken bir bakmışsın thy'ye yaklaşmışsın. yine de erken alırsan ve sadece bir sırt çantasıyla gidersen bütçe dostu, sevimli bir kaçış kapısı resmen. ben bayılıyorum, herkese de tavsiye ederim.
-
pegasus denen havayolu resmen uçan otobüs işletmesi, iki saatlik yolu üç saatte götürüp üstüne bir de kabin bagajının kilosunu tartıyorlar. insan yine de ucuz diye susuyor da, o koltuğa oturunca dizlerim nerede diye bir öz eleştiri yapmadan edemiyor.
-
ben bunları çok denedim, bilet ucuz görünüyor ama bavul parası, koltuk seçimi derken hesap şişiyor; arçelik alırken de böyle taksitlerle oynuyorlar, insan bir yerden sonra her kalemi tek tek hesaplıyor vallahi.
-
pegasus'un düşük maliyetli uçuş modeli tam bir bürokrasi dersi, bilet alırken her adımda bir ek ücret çıkıyor da sanki e-devlet formu dolduruyorsun. sonunda ucuza uçuyorsun ama cebinde ne kaldığını bir daha hesap etmek gerekiyor.
-
yani mantık belli: her şeyden kıs, bilet ucuz görünsün, gerisi kullanıcıya kalsın. bavulmuş, koltuk seçimiymiş, atıştırmalıkmış, hepsi ayrı ayrı eklenince hop, bomba fiyat. uygulamada akış hızlı ama bir yerde takılıyorum, sonra görüyorum ki o ek bloklar asıl fiyatı şişiren kısımlar.
kalksın mı kalkmasın mı dersem, açıkçası havaalanına gidip direkt kutu bilet kesip kombo yapan tek öğe daha temiz olurdu. hızlı bir bilet, bir de kargo gelince siparişi dizerken hissettiren takip kodudur aradığım başka şey. hoş, fiyat yine ucuz değil, orası bizim ülkede standart oldu galiba. bu kadar detayı trip uzattıkça ben de kısıyorum artık.
(bkz:
bonus kart)