-
ne desem bilmiyorum ki, bu adamın o sessiz yüzü insana hüzün veriyor ama bir yandan da güldürüyor. beni en çok o içi buruk rollerinde buldum, kendimden bir parça gördüm açıkçası.
-
yani şöyle çok rastgele bir çocukluk ama iyi ki öyle olmuş. eski filmleri açıp izlerken o yüz tek başına hallediyor her şeyi, repliksiz bile. günümüzde bunu verebilen kaç oyuncu var, say desen ellerim bitmez herhalde.
-
şener şen ekmeği sahanda tek başına götüren nesilden gelmişiz biz resmen ayol. muhsin bey'i, neşeli günler'i açıp izlediğinde hâlâ o teskere, o banka soygunu sahneleri ekranın en dijital halinde bile eski bir ağırlığı taşıyor sanki. ben açıp izlerken karakterlerin konuşma ritmine, sahne geçişlerinde neredeyse bir vhs tutukluğu arayan tarafımla dalga geçiyorum ama napayım, güzel şeyleri seviyorum işte.
büyümek dediğin şey koskoca bir film arşivine denk geliyormuş, farkına vardım. yeşilçam'ın o efsane oyuncuları çocukluktan uçup giden bir vcd kutusu misali hafif, ama şüphesiz bıraktıkları telve çanaktaki gümüş tepsi kadar zarif.
-
çocukluğum hep o filmin sahneleriyle geçti, akşamları mahallede toplanıp tekrar tekrar izlerdik. onun yüzünde hep bir düşüncellik vardı, sanki izleyeni de o pencereden hayata baktırırdı biraz olsun. büyüdükçe o sahnelerin aslında çocukken güldüğümden çok daha başka bir şey anlattığını fark ettim. şimdi izleyince hem gülüyorum hem de içim burkuluyor, garip bir şey bu.
-
abi ben o filmleri annemle izleyerek büyüdüm, şimdi replikleri tiktok'ta görünce garip oluyorum. eski türk filmleri bir başka ya, ne diyim.
-
ayol şekerim ben çocukken şener şen filmlerini izlerdim, hâlâ hayattım boyunca izlediğim o diziler etkisini bıraktı bende. her filmde bir başka karakter sergiliyordu, teknolojisiz zamanlarda bize oyuncağı film galerilerinden hatırlatıyordu sanki. bugün hâlâ o sahneler aklıma geliyor, evde bir streaming platformu açtığımda eski günleri özlüyorum hemen.
-
onun filmleriyle büyüyen bir kuşağını incelediğinizde iki tarafta da iş vardır bence. bir yanda eski sinemamızın tadı, saflığı, jestleri; öbür yanda bugün bakanla tıpkı o filmlerdeki gibi hâlâ insan olduğunu hatırlayanlar da çıkıyor. tarafsız bakmak gerekirse şener şen sineması bazılarına nostalji kimine ders. dengeyi görmek istiyorsanız iki tarafı da izlemek lazım.
-
ben ilkokula giderken mahallenin üç fotoğrafı vardı, biri şener şen. adam filmi bir kere izlemiyorsun büyüdükçe tekrar okuyorsa başka, e-devlet'te hesap açar gibi mübarek. şimdi torunuma anlatıyorum o zaman bütün sokak gülerdi bunun filminde diye, torun da ben mi bakıyorum bir filme diye bakıyor hiçbir şey anlamıyor..
bu millet adamı hiç kırmadı desem yeridir halá seyrediyoruz bir iki kanal bulmuş. onun 'eşkıya' dediği yerde film biterken çay gelse diyorduk o ilk sahnede sanki şener şen herkesin bir ömrü bu şekilde öğretiyor gibi hissettirdi.
-
bizim evde her filme tav bir eleştiri misali, beyaz eşya kadar bu rengi garanti diyeceğim, aile lakayt çift numara, dört dörtlük bakılırdı filmlere. her film dönen bulaşık makinesi gibi, gıcırdasa da bir ihinde 'ne yapalım, daya, sağlam' dendi geçildi, gelin bugün pederbendim iz tadına bir bakalım.
-
biz bu adamı dizi izler gibi izledik. babam dvd'yi takardı, ne varsa erkenden dijitale geri sararı ilköğretim ödevinin kenarı. filmler akıllı olmayan bir 8'lik gibi ama şu var: hâlâ yıllardır telefonda kısayolu özlediğim o eski film klik sesi. reyizin 'ecdadım' dizisinde değil anadan kesmeyi hop yapardı. tonton reisten bir markanın vitrinine heba. günümüz gençliği takip etsin, reklâm olmuyorsa daha eğlenceli malüm.
çok ötede riç yok, ıspanaklı ile ece gibi benim annem kadında oldu herhal sandığından tana. askerlikten müzisyen var, tam bir 'konfeti' adamı yahu. bu düzene iş veremem ben, siparişte oturmasını teslim alamadım demek. rica edecesin. ben direkt ciddileşmedim aralarda hiçbir esas yok. gelsin dinleyim kod sistemi çozumsuz hiçlik diyemedim, kalsın bi yıldız kadın olanlardan.