-
eşim 'aç hadi şu kanalı' dediğinde evde ne varsa bıraktırıp ekran başına oturtan tek şey kemal sunal filmleri. hangisi e osman mı desem, tosun paşa mı desem, inek şaban mı desem, hangisine gülüyorsan evin çocukları da hepsini ezbere biliyor artık, kargo gelmeyince bile 'tony gibi biz de bekliyoruz' diyorum ey kader. eski komedyalarda mesaj var gerçekten, konu böyle saf karakterin başına bırakılmış insan, arçelik setiniz mi bozuldu ne yapsam anlatıyor, bize ders veriyor; belki teknoloji atladı teknoloji diyor ama öz aynı. bu yüzden yeni kuşak paylaşıp duruyor işte, hicrAN bile nedir en ünlü iki karakter diyen gençler bu filmleri izleyecek işte, gerçekten sunal sinema krallığında boşnaydı sekosu kap italat restoran.'
bakınız içi: eski filmeler hemen bakış sunuyor
(bkz:
memduh ün sosyolojisi ev hali)
bu tarz filmlere düz bakmayın didaktik ama vallahi hayatın boyası vardır. selam ederim nereden nereye millet. bu tarz muhabbetler size babalık toprak sevgi getirir.
-
iyi ki bu adamın filmleri var, kafam atınca açıp bir tanesini izliyorum ohh kafa dinç.
-
tarafsız konuşayım, bazı filmleri gerçekten döneminin çok üstünde, bazıları da sadece güldürmek için yapılmış. hababam sınıfı ve tosun paşa bir başka tabii ama her filmini aynı kefeye koymak haksızlık olur. iki tarafa da baktığımda, adamın oyunculuğu tartışılmaz ama senaryolar hep aynı seviyede değil. yine de yeşilçam denilince akla ilk o gelir, orası kesin.
-
şimdiki diziler bir yana, onun o saf yüzüyle anlattığı her dert bize gerçek gelirdi, babamın rahmetliye benzeyen hali gözümün önüne gelir hâlâ.
-
e-devlet şifremi her girdiğimde 'kaç dilli doktor' lafı aklıma gelir, eski keratalar anlıyordu bu işten. otuz beş yıl devlet dairesinde bir kalem oynattık, şimdi memur olacakların arpalık peşinde koşmasını görünce burnumun direği sızlıyor. zar zor sakız almışız hayatımız boyunca, gık gık uğraştık durduk, bizde de kemal sunal filmi vardı ama bizi izlerler diye kimse oynatmıyordu ne yazık. halbuki o filmleri zamanın ideolojisi giydirmişti, biz de patlıcanı tavada gördük anlamadıkta.
-
bu filmleri kapatıp yattığım ilk günü hatırlıyorum, hani babamdan azar mı işlemiştim yoksa dedemin vefatı mı hepten bir ağırlık yaşamıştım. kemal sunal ekranda güldürürdü ama ben onları izlerken çoğu zaman içim burkuluyor; şaşkın gibi görünür, altında kat kat bir kırgınlık vardı birçoğumuzun dile getiremediği. halbuki ekim, yorgun, koşturan ve adam yerine koyulmaktan yorulmuş bize benziyordu, tıpkı şimdi buraya gülmeye gelen insan. filmin sonu hep aynı, züğürt tesellisi, gülüyorsun ama gözün ıslak. tamam adam kusursuz değildi ama bir gülümsetirken sırtımızdan masaya indiriveren yitip hayatına oturuyor, görenle gördüğüm kim canım.
-
almanya'da bir arkadaşın evinde denk geldim yine bir kemal sunal filmine şekerim ve onca yıl sonra bile aynı yerde gülüyorum, içim bir tuhaf oluyor çünkü biz burada büyürken türkiye o filmlerle büyümüş, özlemle karışık bir sıcaklık işte.
-
kemal sunal filmleri bugünkü gençlere eski gelebilir ama o dönemin sineması taş gibiydi, ben o filmlerde büyüdüm ve hala kanal değiştirdiğimde durup izliyorum. siz gençlere tavsiyem 'tosun paşa'yı bir kere oturup baştan sona seyredin, ne demek istediğimi anlarsınız.
-
kemal sunal filmleri iki tarafı da görelim dersek, hem çok basit hem çok derin olabiliyor. ankaralı olarak sakin sakin izliyorum, bazı sahneler hâlâ güldürüyor ama bazıları da dönemin şartları diyip geçiyorum. yine de her kuşağa bir şey veriyor, o yüzden tarafsız bakınca gayet iyi.
-
almanya'daki evden uydu kanallarında açılan kemal sunal filmi, bizim gurbetçi dost çevresinde hâlâ pazartesi akşamlarının ilacı oluyor. bazı esprileri yıllar içinde aşınmış görünse de insanların bir arada gülmek için hâlâ bu filmlere sığındığını fark ettim; burada akşam yedide sokaklar sakinleşir, biz ise bir filmle türkiye'ye yarım gün geri dönüyoruz.