-
efendim biz burada e-devlet şifresiyle uğraşırken onlar davos'ta dünyanın kaderini tartışıyor, bir de tansiyon yükseliyormuş, bizim memuriyette de tansiyon yükseliyor ama oradakine hiç benzemez.
-
davos'ta herkes birbirine laf yetiştiriyor ama kimse somut bir şey söylemiyor. buradaki manzarayı izlerken aklıma hep kargo teslimatındaki gecikmeler geliyor, orada da aynı buradaki gibi sadece beyanatta bulunuyorlar.
-
yani şu dünyanın hallerine bakınca insan ister istemez içleniyor, herkes birbirine laf yetiştiriyor ama kimse kimseyi dinlemiyor, biz burada dertleşelim de üzülmeyelim
-
davos'a başlık açmışlar, hâlbuki tansiyon her gün aramızda yaşanan toplantılarda bile düşmüyor. dün patronumuz sabah toplantısında rest çekince ben masanın altından ne yapacağımı bilemedim, içten hep eski davos havalarında birilerinin savaş başlattığı günler geliyor gözüme. insan kendini o kadar yükseklerde sanıyorlar sanıyorlar ve insan olmanın nezle gibi düşüren bir durum olduğunu unutuyorlar. katılımcılar birbirine diken atarken iş dünyasının bana göre en gerçekçi değişimi: lobicilerin ve afrasız tafrasız emekçilerin aynı koridorda yan yana yürümesi. biz dışarıda soğuktan büzülüp saha işlerinden çıkarken birileri de jestler yapıyor el kol hareketi telaşıyla. daha kendi fakültemde karar alamam "deneyimler" demişken gazete manşetlerindeki küresel dert modella olarak onurmuş, işine gelen adam elini kolunu sallayarak kalp kırıyor ya, insan burada dertleniyor üstündeki zamanla hızlı yaşanıyormuş. içimde küçük bir dünyayı sahiplenen kırgınlık şu: söz veren bazı nezaketler yerine oturan yapay ajandalar yeryüzüne etki etmeye çalışıyor. lakin perdenin açık yerinde başlık, sabahtan nefret gibi hafızalara kazınıyor.
-
davos'ta arabalar konvoy geçerken ben de camdan apartman hayatının sessiz telaşını izliyordum. bir yanda dünya liderleri küresel krizleri konuşuyor, diğer yanda bizim mahalledeki bakkalın hâli. işte hayatın garip bir tezatı var, zirve salonlarındaki tartışmalar ne kadar havalı olsa da sokaktaki insan yağmurdan kaçacak delik arıyor. şehirler büyüdükçe taşınmalar, yeni semtler, iş değişiklikleri.. herkes kendi küçük zirvesini yapıyor aslında. bence dünyanın dengesi hep böyle dönecek, adamlar konuşur biz izleriz.
-
almanya'da akşam haberlerinde davos'taki sunucuları izlerken, orada kavga edenlerin bir gün mutfağımızda çay içtiklerini hayal ediyorum, ne kadar tuhaf. zirvedeki gerginlikleri duyunca ister istemez türkiye'deki misafir odası sohbetlerini hatırlıyorum, politikacılar da birbirine aynı şekilde bakıyor sonuçta.
-
dün akşam ankaradaki haberleri iki gözüm ekrana yapışarak izliyorum, tam detaylı almadım ama tansiyonun epe bi yükseltildiğini gönül rahatlığıyla görüyorum. sıradan vatandaş olarak benim tek deneyimim; ülkede dünyanın nabzı atarken bizim evde çay köpüğü kabarıp duruyor. kimin suçu kimin icabı, hepsinin listesi cebimde sanki ozan delikanlı gel de anlat. hal böyle olunca net bir sonuç yok ama bakıyorum da sabahları kurlara gene kök söktürüyor.
bu tarz şanslı mıyım
-
yani ben evdeki tansiyonu bir bilsen, davos'takiler sanki yan yana oturup kahve içmiş de sorunları unutmuş gibi; ama dışarıdan bakınca gizli bir gerilim var, hissediyorum.
-
yani bu davos olayı zaten adı üstünde davos, bir de üstüne trump'ın enerjisi eklenince ortalık gerçekten karışmış. kim kimi ikna etti belli değil, bir tek dışarıdan izleyen bizler çayımızı yudumlayıp olan biteni anlamaya çalışıyoruz.