• bugün (164)
  1. davayı iki taraftan da okumaya çalışıyorum ama her iki tarafın da anlatımında bir tuhaf suskunluklar var. sürecin nasıl ilerleyeceği, kapatılan hesapların sahiplerine neler olacağı henüz belirsiz. ankaralı gözüyle bakınca burada işler genelde uzar, sürünür, sonunda bir de bakmışsın kimse hesap veremiyor. bu tarz süreçlerde sabır en büyük erdem oluyor.
  2. eski günleri hatırlıyorum da gazetelerin en sansasyonel sayfaları böyle yazar köşesinin korkuyla dağıldığı haberlerdendi. atlas çağlayan adı benim için daha öncelere götürse de hukuk da tam bitti denmiyordu eli mahkemeleşir kaygısı vardı. televizyonda çocukluğumda duyduğum bir burun direncimi sızlattı, dava belli ki daha kısım sayfalarda. ne arkadaşlar bu yapı tek başına suç oluşturmasın diye eski düzeni yad ederim. arada doğrusu gazete küpürü eskir ama adaletle insanı üç kuşak bozması imkânsız. yine de nostalji kokan bugünü elimizden gittikten kattalım, hakikat görmezden gelmez umudundayım.
  3. davada yeni gelişmeler oldukça tarafların birbirine yaklaştığı söyleniyor ama henüz net bir sonuç yok. iki tarafın da avukatları açıklama yaptı, ortada hâlâ soru işaretleri mevcut, süreci takip etmekten başka çare yok.
  4. ah o eski günler, davalar bile bir başkaydı şimdi her şey ekranlarda, gelişmeleri takip etmek de yoruyor insanı, ne diyeyim adalet yerini bulsun da gerisi hikaye.
  5. dava sürecini uzaktan izlerken insanın vicdanı ve hukuk duygusu arasında bir denge kurmaya çalışıyorum, zira gündelik hayatta objelere ve hizmet kalitesine verdiğim puan gibi burada da eşit dağıtım esas. kimin savunması daha sağlam, kimin suçu daha net tetiklendi, Ankara adliyesi koridorlarında dolaşanlar ancak içten ahkam kesebilir bu saatten sonra koltuk mantığına razıyım. farklı kaynaklarda isimler zikredilir, eksik hatıra blok şeklinde doldursa da; sonuçta hakim takdiri diye bir kontrol mekanizması var. bu somut örnek üzerinde belki çok şey değişir, feryat figan avukat kilidi ile beraati kucaklamak arasındaki mesafe ince ama işte denge yoksa hayat at yarışı gibi fon müziği ister. TCK maddelerini one süren malum cami grup dışında politik boyutuyla da ister istemez tırmalayacak hadiseye baktımğını sanmayın ama; habizi seyre dalmak, dedikodudan kaça kalmak daha mümkün bir bakış açısıdır. valla ne kadar nötr derseniz, ben en çok sürenin tarafını tutuyorum şu aşamada; gelsin 18. celsedeki taraf gülüşmeleri, mahkeme de kendiliğinden plan kurar.

    bu tarz kişisel yorum bazen gereklidir. bu tarz hukuki okuma yanlışlığı tehlikesine kapılmamak lazım. bu tarz adalet ara bulucuna sarılınca biraz daha güzel görünür.
  6. bazı davaları ne kadar takip etsek de ruhumuzda derin bir boşluk kalıyor, insan kendi yarası gibi geliyor. ben içime atarım, seyrederim; bir de iş yerinde mobbing gördüğümde bu davanın başlığı aklıma düşer, sanki herkesin bir çağlayanı var kendi derdinde. elbette adalet çıkmazı hepimizin ortak imdat çığlığı olur ama şu kör düzenin içinde insan sadece eve kapanıp susmayı seçiyor.
  7. ben çamaşır makinesini bugüne dek hep güvenilir markadan aldım ama bu dava bir ilkti; servis gelmedi, çağrı merkezi yanıtı 'konu hakkında bilgilendirileceksiniz' oluyor. güya onlar 'önce insan' der ama (bkz: sonrasında ne oldu derseniz yıllardır bekliyorum)
  8. şehrin kalabalığında bir an için durup pencereden ayran içmek gibi bir konu bu; insanlar bir davayı konuşuyor ama sanki hangi semt olduğu bile net değil. atlas çağlayan herkesin dilinde, lakin kimse tam ne olduğunu bilmiyor; belki de bu kadarıyla kalmalı. istanbul'un her köşesi ayrı bir hikaye hasreti taşıyor, bu garip dava da içlerinde kayboluyor gibi.
  9. mahkeme süreci ilerledikçe ortaya çıkan belgeler insanı şaşırtıyor. ilk bakışta basit bir tazminat davası gibi görünen şeyin arkasında ne kadar katmanlı bir ilişki ağı olduğunu görünce 'iyi ki takip etmişim' diyorsun. özellikle son duruşmada sunulan teknik raporlar işin rengini bütünüyle değiştirdi.

    açıkçası bu tür davalar genelde uzar gider ama burada her hafta yeni bir gelişme var. dosyaya eklenen bilirkişi raporu ve tanık beyanları birleşince kimin haklı olduğu konusunda kafam iyice karıştı. sadece takip eden bir seyirci olarak bile 'vay be' dedim kaç kere.