-
içimizde hep bir dert var, çayla yutuyoruz tatlı bir hayali; ama o çikolata bilincimde büyüyor, bir sabah uyanınca başka bi' dünya görmek istiyorum.
-
çayın yanında o ikramlık çikolatayı bitirip diğerine geçememe durumu var ya, gece uykumda onu görüyorum artık. kargo ile sipariş versem ama acelesi yok, hemen gelsin istiyorum elbette ama yine de 'acil değil, ama lütfen hızlı olsun' diye bir mesaj yolluyorum. paketin gelişi de ayrı bir zevk işte, sabırsızlığın daniskasıyım ama yine de memnunum.
-
çayın üstüne ülker çikolata yemeyen var mı güya anlamam ama ben bunca senelik biri olarak derim ki bu ikili bir ekonomi mucizesi aslında. o çikolatayı alırken bazen geçmişe gidersin, çocukluğunu hatırlarsın; kasada bir sürü elektronik ödeme olanaklarıyla bakarsın ama o çikola hala eski hesaplı değil tabii. gençlere naıpat orası, ama çaydan sonra insan çikolata yemeden geçiremez o eski günlerle biz, osuruk gibi de olsa kıymetini bileyim diyorum.
-
uzun bir çay molasından sonra o çikolatanın tadını hayal etmek, bir nevi kargo takip sistemi gibi; önce tatlı bir beklenti, sonra ulaşınca o anki mutluluk. ama süpermarketteki raf düzeni tıpkı bir priz gibi, doğrusunu bulana kadar her seferinde farklı bir ürün çıkıyor. bir nevi sorun giderme modunda yaşıyorum; hangi yonga setiyle uyumlu olduğunu çözebilirsem tam sürüm çikolata keyfine geçeceğim.
-
ülker'in o klasik paketlerinden bir çay yudumlarken içeri giren o çikolata kokusu başka hiçbir yerde yok. bütün ihtiyar kuruluşlar gibi çayın paketini açınca üstte bir kıviırtı, çay deminden önce bir umut olur ya; ama gelin görün ki sonrasında çikolata hayali kurmak bambaşka bi duruma dönüşüyor. memur milleti olarak sabah çayının yanında alınan o üç-dört bisküvi, kuruyemiş ve bazen yayılan o çay-hoş yanık kahvaltı kitaplığı yetmezmiş gibi simsiyah bir çikolata, rüyalar başlıyor orada. aslında insanlar işten çıkınca ne yacağını şaşırdığında, e-devlete girip emeklilik işlemlerini inceliyor, muzır bir istek tutuyor ama kurumlarımız o ihtimalin yanında bal kaymağımı tam ağzımızken kapıyor.
istersen istersen de diyorum, koskoca sistem bir şeker gibi göz kırpıyor önce. çay paketinle didinirken, hisse senedine benzer ama dik ve net bir istikrar arıyorsunuz. sonra o çikolata kırıntısı hayalleriyle banka şubesindeki barındırma süreciniz apayrı; sanki sıradan bir şeyi değil devletin o nemrut şartlarını değiştiren bir devrimci operasyon kursunda deneyim sahibiyiz. işte şimdi gerçek bir kızanıklık dönemine girdik diyorum, ne çay yakar seni, ne o ıslak kağıt hafız, koskoca ağıtlar sadece vicdansızlara kalsın, o yüzden baş tarafın akkor taşın ucundaki serinliği kovala. otururken iyidir, kahvenin yanında iyidir, ama emektarlığın rüyasinda.
-
agzınıza alınca sanki mahalle fırınından yeni cikmis ekmek gibi sicak bir hal aliyor ama ruhu yok, eski ulkerler aklıma dusunca icim cekiliyor