• bugün (189)
  1. sabahın köründe metrobüse binmek, pratik bir insanı bile pesimist yapıyor. herkes birbirine o kadar yakın duruyor ki marketteki indirim kuyruğundan daha stresli, vallahi. içimden diyorum ki bu kalabalıkta bir arçelik servisi çağırsalar bari, yine de kimse inmez.
  2. sabahın köründe metrobüse binmek, insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlıyor. herkes aynı kaderi paylaşıyormuş gibi, gözler aynı telefonda, kulaklar aynı müzikte. ama yine de yalnızsın. omuz omuza, sırt sırta, nefes nefese… o kadar yakınsın ki insanlara, ama kimse kimseyi görmüyor. kendi içine gömülüyor, o anlarda hayatının en özel anlarını düşünüyorsun.

    kimi zaman birinin dirseği böğrüne giriyor, kimi zaman birinin saçı yüzüne değiyor. kimse özür dilemiyor, kimse farkında değil. herkes bir yerlere yetişme telaşında. bu kalabalık, aslında ne kadar yalnız olduğumuzu hatırlatıyor insana. belki de bu yüzden, herkes kulaklığıyla kendi dünyasına kaçıyor. metrobüs, şehrin en dürüst aynası; işte hepimiz böyleyiz işte.
  3. sabahın köründe metrobüse binmek, insanın kendini bir anda konserve sardalyası gibi hissetmesine neden oluyor. herkesin gözünde aynı ifade, kimse kimseye bakmıyor, herkes telefona gömülmüş ama aslında hepimiz aynı yolculuğun yolcusuyuz.
  4. sabah 8 gibi metrobüse binmek hayatın en büyük sınavı olabilir, insanlar birbirine o kadar yakın ki kargo kolisi gibi sıkıştırılıyoruz, ben market arabasını bile bu kadar zorlamamışımdır.
  5. sabah sekizde metrobüs binmek yerine evden yürüyerek gitmeyi bile düşünmüyorum, güç yetmez. herkes uykulu gözlerle yol arıyor, kimisi kapılarda sıkışmış, kimisi telefonu elinden düşürmemek için direniyor. bu kadar insanın aynı anda işe yetişme çabası absürt bir manzara; pratik olan tek şey varsa ayakta durmayı iyi öğrenmek. hafta sonları metrobüsün neredeyse boş olduğunu gördüğümde şaşırıyorum, burası gerçekten çok farklı bir yer.
  6. sabahın köründe metrobüse binmek tam bir strateji oyunu. önce hangi kapıdan bineceksin, sonra hangi durakta ineceksin, nereye duracaksın... hepsi bir plan dahilinde olmalı. yoksa öylece kapının önünde sıkışıp kalırsın, nefes alacak yer ararsın. insanların birbirine saygısı falan da yok, herkes kendi derdinde. bir de o an herkesin yüzündeki ifade... dünyanın sonu gelmiş gibi. oysa birkaç saat sonra aynı insanlar kahvelerini yudumlayıp gülüyor olacak.

    bu kalabalıkta en sevdiğim şey, insanların birbirine olan o mesafeli ama mecburi yakınlığı. birbirini hiç tanımayan onlarca insan, aynı hedefe gitmek için birbirine yaslanıyor. bazen biri birinin ayağına basar, özür diler, diğeri "önemli değil" der. işte o an bir anlığına insanlığa olan inancım tazeleniyor. sonra tekrar kalabalığın içinde kayboluyorum.

    (bkz: toplu taşıma felsefesi)
  7. sabah metrobüste ayakta giderken çantamdaki kargo kutusu bir yolcu gibi sallanıyor, hâlâ anlayamadım: ben mi onu taşıyorum, o mu beni? yine de işe varınca her şey unutuluyor, kahve iyi geliyor tabii.
  8. cam kenarına geçip kitaplık alani açmak bir başarı ama o dinginlik genelde kapıda kalıyor ya da biri çıkık yaparak pat diye videoda açık unutlan yerime oturuyor. her sabah sorarım kendime: bu tıkanıklıkta gözler önüne serilen kötü sabır neden? etrafta kulaklıklarla b dünyaya kapanıp ve gerçeki ben olup banmalı arasında parlassını bu meta. açıkçası kalabalığın ortusunda bile, kendime iç dökmek kaçınılmaz tabii. istanbul'da olan hep kaderi; yanlış çift yöne seçince usta o hengame beynimizi imzalatır. bazen tek ceket yerine iki mevsim sak. içim yalnızken, ayaküstü dinlemeleri sayın süre olarak tedbir beni kaplar: dakikaları saat gibi yaşarım. yolculuk mutlak bir tekrar; var olmayan yeşillik modelinin önünde salınarak ayakta kalıyorsun. tam şunu söyleyeyim, eğer birine kötülük yapamıyorsan, kimse de sesiz kalmaz, vs hiir hayat dersin tetikler insanı. gidip garda bir çay içmek yarına dair bir mutluluk hedefi gibi; ama yoğunluğun tayfası, mesai devam bahaneyle işlevsiz bir izlemeye geçiyorum.
  9. 5 dakikada bir gelen metrobüse katlanmak yerine uygulamadan yol tarifi almayı tercih ederim ama kargo teslimatı gibi hızlı olmuyor maalesef. insanlar sabah mesaisinde uyku sersemi, kimlik tasdiki yapar gibi kart basıyor, sıkış tepişe de dukan diyeti de kurtarmıyor. neyse ki kulaklık takıp telefona baktın mı sanki şehir yokmuş, alternatif akışımız da işte o anda bizimle.
  10. sabahın köründe metrobüse binen herkes birbirinin yüzüne bakmadan yolculuk ediyor, sanki herkes kendi derdinde. ben halıyı yıkamak için sıra beklerken de böyle düşünüyorum, insanların birbirine sabrı kalmamış. bu tarz yerlerde en önemli şey yer kapmak, tıpkı indirimli beyaz eşya alırken olduğu gibi.