-
ev yapımı reçel ve taze pişmiş pideleriyle zincir mekanlara taş çıkartan o minnacık dükkanlar, işte gerçek kahvaltı budur.
-
o çay rengi, o tereyağı kokusu, mekandaki 'abi beş daha' muhabbetiyle birlikte tarif edilemez bir lezzet silsilesi.
-
o serpme kahvaltının içinde kaybolan tereyağının miktarı şaşırtıcı, ama kimse sorgulamıyor.
-
o çayın tadını hiç biyerde bulamıyon işte, sebebi muhtemelen bardağın 30 yıllık demi denen kiri. bi de yağın içinde ne var bilmiyorum ama bağımlılık yapıyo, kombine teklif etcekler yakında ayol.
-
ankarada 10 senedir kahvaltı ehliyeti almamış sayısız dükkan var. ama iyi muhakkak vardır fena mı olur: bir mekan düşün menemeni tereyağlı, kaşarını helal, çayı ince belli. müdavimsen çay taze cezveden gelir. gerçi yeni konsept mekanlarda sigara içilmez diye zurna gibi açık kahvaltı tabağı geliyor, o ayrı menfaat krizi. ankaralı olarak şu pompalı politikalara da mesafeli durup kahvemi eklerime yedirmeyi tercih ederim.
-
pencereden bakar gibi anlatıyorum, bu yerlerde kahvaltı masaya değil de yüreğe seriliyor. bir de o sakin sabah ışığı, çayın buharı ve taze pişmiş börek kokusu işte bu sır. şehir hayatının armağanı bu sofralar. (bkz:
mahalle kültürü farkı)