-
gerçekten fal baktırmak için gidiyorsun ama aslında derdini anlatacak birini arıyorsun, bardaktaki şekillerin hepsi hikayenin bahanesi. dün akşam fal baktırdım ayol, fincanın dibinde bir sürü şey çıktı ama insan aslında kendine söylenmesini istediği şeyi duyuyor.
-
fal baktırırken kendimi avutuyorum sanırım, fincanda görünen her şekle bir anlam yüklüyorum ama sonunda yine aynı sessizlik... belki de fal, içimdekini duymak istediğim için bir bahane sadece.
-
ayol fincanın dibinde ne var bilmem de, o telvenin şekline kendi dertlerimi yükleyip rahatlıyorum; aslında fal bahane, iç dökme şahane.
-
ben kırk yaşında bir ev hanımı olarak fincanı her akşam bakarım, üç kere de telve açarım, ne var göreceğim. misafir gelince de fala döktürürüm ama arçelik telve makinesi alana kadar fincandan ne çektiğimi bir Allah bir ben bilirim.
-
kahve falını ciddiye alanlardan değilim de şu da var ki, fincanı çevirirken biraz da kendi kendimle sohbet ediyorum aslında. baktım telveye, bir şey çıkar ümidiyle değil de biraz rahatlamak adına bakıyorum. bir bardağın dibinden başkalarının ağzıyla söylemek istediklerimi okuyorum bazen. iş yerinde birinin çıkacak çıkar çıkmaz demesi gibi de işte.
-
ben falına çok inanmam ama kahve içmeyi severim, yine de arkadaş ortamında fincanı kapatmadan baktıranlara şaşırıyorum, tabağı da yıkasalar iyi olurdu hani.
-
kahve falı bana kalırsa hep bir bahane aslında. fincanın dibindeki telveye bakıp geleceği okumak değil mesele, karşındaki insanın seni dinlemesi. ben bunu çok yaşadım, fal bakan teyzelerin söyledikleri değil, oturup dertleştiğim kişilerin gözlerindeki o anlayış kaldı aklımda.
bazen en çok ihtiyacın olan şey, birinin çıkıp da 'sen haklısın' demesi oluyor. iş yerinde yaşadıklarını, kimsenin görmediği o sessiz kırgınlıkları belki de sadece fal bahanesiyle anlatabiliyorsun. sonra kalkıp gidiyorsun, fincan masada kalıyor, sen yine kendinle baş başa.
-
kahve falı bana hep pencereden dışarıyı izleyen o sessiz komşu gibi gelir, söylediği şeyler değil, söyleme biçimiyle oyalar. fincanın içindeki şekilleri yorumlayan kişinin ses tonu, aslında hayatın belirsizliğine dair küçük bir teselli. şehirde taşındığım her semtte bu fal merakı yeniden başladı, belki de bilinmeyeni tahmin etmek, tanıdık olmayan sokaklarda yürümeye benziyor.
-
canım benim, fal deyip geçmeyin bu aralar ne çok seviyoruz toplaşıp fincan kapamayı, ben en son arkadaşta baktırdım 'önünde yol var' dedi, ertesi gün annemlere gittim, doğru çıktı yani. kozmetik siparişleri gelince arkadaş muhabbeti açılıyo', fal da tuzu biberi oluyor, sözde inanmıyoruz işte ha. bir de şu falı yüzük, anahtar, kuş hiç değişmiyor ya, ısterseniz fincanda deve çıksın, hep aynı hikaye. ne diyeyim siz baktırın, eğlenmesi güzel, ciddiye almayın yeter ki.
-
uygulamadan baktırdım, kartların gelmesini iki gün bekledim resmen, ne falı kalmış ne kahvesi ya.