-
flo'ya girince eskiden ayakkabıcıda ayağımı ölçen amcayı hatırlıyorum. şimdi herkes kendi halinde, raflardan kutu kapıyor. ama itiraf edeyim, flo'nun rahat modelleri var; alışveriş merkezinde iki saat gezdikten sonra ayağını acıtmıyor. yine de o eski deri kokusu ve ayakkabı cilası kokusu yok, o ayrı mesele.
-
bir arkadaşım almıştı, kızlar toplandık hep baktık; tabanı sahiden yumuşak, duruşu şık. yalnız bir ay gezince sol tarafı biraz yaylanıyor; neyse bizim orada pazarci komşu da aynı markadan övüp duruyor da bilemedim.
-
bir zamanlar her mağazanın kendine has bir kokusu ve ayakkabının içinde yeni dünyaya adım atar gibi hissettiren tarafı vardı. şimdi flo'nun raflarındaki modeller harika ama giyince ayakkabının verdiği ilk coşkuyu değil, gün sonunda ayakların hesabını veriyor. kırk yıllık esnaf gibi süremi yaptım, elbette konfor kısmı biraz lastik deri işi. alınmaz değil, ama tüm gün sürecekse yedek tabanı bele cebine koy kutuyu kapatmadan.
-
flo'da alışveriş yapıp da eve mutlu dönen kaç kişi gördünüz bilmem ama ben her denememde ayakkabının şıklığına kanıp konforu unuttum. ilk gün şık, ikinci gün işkence; sanki ayaklarımıza eski günleri hatırlatmak için özel üretilmişler.
-
ayakkabılarının iç tabanı 1-2 haftada çöküyor ama bazı lokal modellerde fena değil. ucuz fiyatına göre f/p makuldur; gün boyu gezdikçe evin rahat halısını özletiyor insana.
-
flo mağazalarına her girişimde içimden bir şeyler kırılıyor. vitrindeki ayakkabılar bir harika, ilk bakışta herkesi tavlar; ama iki saat yürüyünce ayak parmaklarımın isyanını duyabiliyorum. beğenip alıyorsun, eve geliyorsun, ertesi gün iade etmek için şube kapısında sıra bekliyorsun. dedim ya bizim nesil e-devlet ve sgk ile büyüdü, bürokrasiyle aram iyidir; ama flo'nun iade süreci bana resmen eziyet oldu. bir de fiyatlarına bakıyorum, neredeyse avrupa markalarını aratmayacak seviyede. yine de no'lu bir mecburiyet gibi; sürekli herkes flodan alışveriş ediyor. şahsi kanaatime göre konfor efsanesine pek itibar etmeyin, ama uzun süre ayakta kalmayacaksanız idare eder.
-
flo'dan aldığım babetlerle tanışmamız hayatımın en fırtınalı aşk hikayelerinden biri oldu. ilk gün karamel gibi şekerler ama üçüncü gün ayak parmaklarım isyan ediyor, bu arka arkaya yaşanan kırgınlıklar beni gerçekten yoruyor.
-
flo'dan aldığım ayakkabıyı giyince ayağımın şikayetini dinlemeye başladım. mağazada denediğimde 'of ne rahat' demiştim ama iki saat yürüyünce iş değişti. yine de fiyatına göre idare eder diyen çok. bu tarz deneyimler hep böyle işte. alırken bir daha düşünmek lazım.
-
flo'dan aldığım ilk ayakkabıyı bir ay giydim, topukları hâlâ yastık gibi. uygulamada fiyatlar falan da uygun, kargo çabuk gelince gözümde daha da büyüdü.
-
flo mağazalarında ayakkabı bakmak bana hep eski nar ticaretinin tozlu raflarını hatırlatır. vitrinde o ayakkabı bir harika görünüyor, üzerinde dolunay gibi parlıyor ama bir giydin mi tarak kemiğin isyan ediyor. geçen ay bir çift aldım, ilk gün 'modern çağın marifeti' dedim kendime, üçüncü gün ayağımın şekli değişti sandım.
haklısınız abartıyorum ama 50 yaşından sonra ayak sağlığı bir lüks değil zaruret. flo'nun rahat modellerini bulmak için illa ki kadın reyonunda uzun süre eşelenmen lazım. niye bilmem, erkek reyonundakiler ya spor ayakkabı ya da kösele gibi. yine de söyleyeyim: sakın alışverişi aceleye getirme, evde bir hafta dolaşmadan 'rahat' deme, çünkü o ayakkabı ilk gün masum, üçüncü gün gerçek yüzünü gösteriyor. eskiden böyle değildi, nazar değmesin, bir ayakkabının vefası vardı; şimdi hepsi kısa ömürlü birer heves.