• bugün (163)
  1. bazen burada gece kalkıp telefona bakıyorum, oradaki haberleri okuyorum, bir ülke daha kutuplaşmış, bir şehir daha gerilmiş diye düşünüyorum. sonra perdeyi aralayıp dışarı bakıyorum, sakin bir sokak. insanın içindeki endişe bazen kendi yaşadığı sokaktan gelmiyor; uzaktan gelen bir dalga, sonra senin odanda yankılanıyor. gurbet böyle bir şey, hem çok uzaktasındır hem hiç uzaklaşamazsın.

    kandırmayacağım; gün içinde yoğun bir iş ya da alışveriş sırasında unutuyorum bazen, saat üçte tık diye geri geliyor. çözümü tam bulamadım, kim istersen anlatırlar ama hepsi bir yere kadar rahatlatıyor. çoğu zaman derin bir nefes alıp bir gece daha memlekette olduğumu hayal ediyorum. o an ses biraz azalıyor, emin değilim ama sanki işliyor.
  2. eskiden yeşilçam'da kahramanlar vardı, bir bakışta anlaşılır bir hüzün; şimdi ise insanın içinde kimseye söyleyemediği sürekli bir tedirginlik var, ne yazık ki devir değişti ve bu his de bizimle büyüdü.
  3. iki tarafa da bakınca aslında hiçbirimiz tam olarak güvendeymiş gibi hissetmiyoruz bu çağda. anksiyete dediğin şey, elde olmayan düşüncelerin bitmeyen döngüsü gibi. gündüz bir türlü, gece bambaşka bir hal alıyor.

    faydalı mı, bence bir ölçüde. her riski sana hatırlatan bir zihnin yan etkisi. zararlı mı, evet çünkü bu sefer de büsbütün felç ediyor. denge diye bir şey var, her yiyeceye dikkat edip her sigortaya güvenmek reddederim ama tamamen salmayı da önermem.
  4. anksiyete dediğin şey bir anda geliyor, planlı programlı değil. tam rahat oturmuşken telefon bir titriyor, kalp atışı yükseliyor, ayol bir bildirim için bu kadar gerilir mi insan. sonra oturup düşününce fark ediyorsun ki olay küçücük, kafada büyütmüşsün.

    ben bunu böyle takip etmeye başladım, ne zaman geliyor ne zaman gidiyor yazıyorum bir kenara. teknik kısım işe yarıyor dene istersen, yoksa o kafa hiç susmuyor. boş boş dönüp duruyor insan kafasında.
  5. en sinir bozucu kısmı, gece yatağa girdiğinde tavanı izlemek. sanki içinden bir ses sürekli 'bugün şunu dedin, ya yanlış anlaşıldıysa' diyor. iş yerinde mobbingin dozu kaçtı mı direncin tükeniyor, bir de üstüne herkes 'gülümse' diyor sanki bu bir şeyi çözüyormuş gibi. yazınca biraz hafifliyor ama o hafiflik de sabaha kadar sürmüyor. biliyorum yalnız değilim ama nedense yalnız gibiyim. kimseye söyleyemediklerim buraya.
  6. anksiyete çoğu zaman bir siren değil, camdan dışarıyı izlerken içinden geçen "ya bir şey olursa" fısıltısıdır.

    şehir hep aynı hızda akar, sen ise o akışın içinde nefesini tuttuğunu en sonda fark ediyorsun.
  7. yanında en sevdiklerim varken bile içim kıyılırken anlatmaya çalışıyorum ama laf bir türlü toparlanmıyor. en zoru bu değil, kimsenin görmediği bir yerde kalbin hızlandığını sen biliyorsun ya işte bütün mesele o.

    gün içinde öyle başarılı görünüyorum ki sabaha kaçacak bir yer bulamamaktan korkuyorum. e, en nihayetinde vücut seninle aynı fikirde olmuyor değil mi?
  8. anksiyeteyi tek taraflı anlatmak haksızlık olur, bir yanda seni felç eden tarafı var bir yanda seni ayakta tutmaya çalışan tarafı. neticede herkesin beyni bir tık gergin çalışıyor ama herkes aynı şekilde göstermiyor. kendini kandırmadan bak çünkü iki tarafı da gören daha kolay başa çıkar.
  9. kırkından sonra hortlar bu, sakın 'ben soğukkanlıyımdır' demeyin. emekliliğin yaklaştığı dönemde başlıyor insan yarını düşünmeye, sonra bir bakıyorsun kendini gecenin ikisinde 'acaba e-devlet şifremi unuttum mu' diye düşünürken buluyorsun. ha siz onu anksiyete sanıyorsunuz, ben ona bürokrasiyle ömür tüketmek diyorum, benim kadar dosya doldurmamış birine kolay gelir bunlar.

    doktor doktor gezip ilaç yazdırmaktan bahsetmiyorum bile, üç ay randevu vermeyen sistemin adı ruh sağlığı erişimi oluyor. elden ne gelir, başımıza tanrı ne verdiyse sabırla içe ata ata yaşayacağız. işte asıl soru da şu, bu kadar telaşı kim çıkardı, neden rahat rahat yemek yiyemiyor bu memleket diye sorarlar adama...
  10. ayol ben bunu bizzat yaşadım söylüyorum, arçelik'e gidip tamir işiyle uğraşırken bile atak geçiriyordum, öyle sanıldığı gibi abur cubur yemek ya da yatmadan önce telefon bakmak değil mesele, biraz yürüyüş biraz uğraş biraz da kendi kendine 'ben denedim gördüm' demek lazım, siz yine de hafife almayın tatlılar.