• bugün (187)
  1. bu işin ilacı da var terapisi de ama asıl mesele insanın kafasında kurduğu senaryolar. ben gençliğimde çok derdim, şimdi bakıyorum da 'ne olacaksa olsun' deyip geçmek en garantili çözümmüş, tabii herkesin bünyesi aynı değil.
  2. iki tarafı da görelim; anksiyete bazen hayatı frenleyen bir el, bazen de tetikte olmanı sağlayan bir bekçi, ama fazlası kapalı kutu gibi düşünüldüğünde içindeki her şeyi karartıyor.
  3. anksiyete dediğin şey, insanı uzaktaki memleketine bağlayan görünmez bir kablo gibi bence. bi yandan özlüyorsun, bi yandan her an bi şeyler kötüye gidecek hissi. mesela bir gün güzel bi haber alırsın, ertesi gün türkiye'den bi deprem haberi gelir, işte o an anksiyete zirve yapar.

    burası ile orası arasında gidip gelirken, ruhun da uçuş mesafesi gibi; hem uzak hem yakın. yurtdışında yaşayan herkes bilir bu hissi, ama yine de şunu söyleyeyim: bazen sadece bi kahve içip derin nefes almak, içimdeki huzursuzluğu yarı yarıya azaltıyor. bakalım, ne diyeyim, hallederiz bir şekilde.
    (bkz: anksiyete halleri)
  4. yok yok ben bunu biliyorum, çamaşır makinesinin sesi değişince hemen acaba bozuldu mu diye düşünmek gibi bir şey.