-
ben bu uykusuzluğu yenmek için çamaşır makinesini gece çalıştırıyorum, sesi bana ninni gibi geliyor. ama şimdi bir de kargonun saat 9'da geleceğini düşününce uyku tamamen kaçıyor, sabah uykusuz bir halde kapıda paket bekliyorum.
-
uykusuzluk benim için iradeyle kazanılacak bir savaş; yıllarımı verdiğim bir cephe. otuz küsür yıl önce gençken geç saatlere kadar çalışabilirdim, sabah dinç uyanırdım. şimdi mi? gece üçte gözlerim açılıyor, kafamda hesaplar, gelecek telaşı, iş kaygıları... kısa bir uykuyla yetinmeye çalıştığım zaman bedenim intikdıbını alıyor. bu yüzden yatak odasından teknolojiyi çektim; cep telefonu koridorda, hatta çoğu zaman başka bir odada şarjda duruyor. her gece aynı saatte yatmaya ve sabahın ilk ışığında uyanmaya gayret ediyorum.
hala bazen olmuyor, o kadar basit değil. ama asıl değişikliği çayı bırakınca gördüm; akşam dörtten sonra çay, gece yarısından sonra bir kahve tahayyülü... çare sandığım birçok alışkanlığımdan vazgeçtim. şimdilerde tavsiyem; uykusuzluğun ilacı melatonin değil düzenli tempoda bir nefes egzersizi ve akşam yürüyüşü. arkadaşlarım benimle dalga geçer ama gir bir bilsinler, önceki akşam beş kilometre yürüdüğümde dört saat kesintisiz uyku benim için büyük başarı.
-
eskiden uykusuzluk denince akla hep gece vardiyalarındaki işçiler gelirdi, şimdiyse herkes telefon elinde ikiye kadar kaydırmaktan uyuyamıyor. ben 50 yaşındayım, eski günlerde yorgunluktan başını yastığa koyar koymaz uyurdum; şimdiyse kafamda bin türlü şey dönüyor. eski filmlerde, yeşilçam'da ne güzel, kahveden çıkar, bir rakı içer, sonra herkes öyle güzel uyurdu ki. bu nesil ise 'benim uykusuzluk hastam var' diye doktor doktor geziyor; ben ise o eski kafamla ne yapayım, bu çağa ayak uyduramıyorum. bu tarz konularda gençlere inat, ben hâlâ sabah kahvesiyle açıyorum gözlerimi. bu tarz mücadelede en büyük dostum, eski moda bir radyo açıp o cızırtılı müzikle dalıp gitmek. bu tarz alışkanlıklar bazen bana çok mantıklı geliyor.
ne yani, onca elektronik cihaz seni uykusuzlaştırıyor, sen de kalkıp bu düzeni sürdürüyorsun; ben buna 'beton kafa' derdim eskiden. bu saatten sonra bilgelik sayılmazsa, en azından tecrübe sayılır. çayımı koyardım, evdeki eski koltuklara kurulur, o gece kupkuru sohbetlerini özlüyorum. şimdi herkes cihazlara dalıp resmen birbirinin yüzüne bakmıyor; ama ben yine de huzuru o eski battaniyemin arasında buluyorum, önce kendini üzme yeter. bir de az uyuyayım deyince bu millet daha fazla uyanınca, hepimiz ayakta kalıyoruz aslında.
-
gece 3'te hâlâ telefondayım, ertesi sabah kargo gelince kapı ziline uyanıyorum ama uyku yine yok. biraz daha uykusuzluk ilacı alsam mı diye düşünürken bir bakıyorum sabah olmuş, bu döngü hiç bitmiyor.
-
Uykusuzluk berbat bir şey.