• bugün (185)
  1. deprem korkusu deyince hemen elim telefona gidiyor, her sarsıntıda anlık bildirim beynimi yiyor. artık uygulamalar sayesinde saniyesinde öğreniyorum, ama bilmek de rahatlatmıyor. bir de akşam eve gelip çantamı hazırlamak var, her ne kadar pratik olsam da bu işleri planlamak şart. en azından kargo gibi beklemek yok, bilgi hemen geliyor, ama yine de insanın içi ürperiyor. bu tarz durumlar için adeta moda haline gelen su stokları falan. ah dünya takılmaktan başka çare yok gibi.
  2. deprem korkusu artık öyle eski günlerdeki gibi sadece sallanınca akla gelen bir şey değil. biz küçükken büyüklerimiz 'kıyamet kopuyor' derdi, şimdi ise her an tetikte yaşıyoruz. bu kadar yıkımı gördükten sonra insan ister istemez geçmişe özlem duyuyor, her yer sallanıyormuş gibi geliyor ve içinde bir yerlerde hep o eski huzuru arıyorsun.
  3. deprem olunca herkesin aklına aynı şey geliyor. özellikle izmir'de yaşayan biri olarak bu korkuyu çok iyi biliyorum. bir yandan sürekli tedbir almak lazım, bir yandan da bu korkuyla yaşamak zor. çantamı hazırladım, evdeki eşyaları sabitledim. ama yine de olunca insanın kanı donuyor. en azından birbirimize destek olmayı öğrendik, o bile bir şey.
  4. 6 şubat gecesi yaşadığımız korkuyu anlatmama gerek yok herhalde. insanın ayaklarının altındaki zeminin güvenilir olmadığını bilmek, psikolojisini bozuyor. koltuğun altına telefonu koyarak uyuyanlardanım, hazırlıklı olmak lazım, evlatlarıma da hep bunu öğütlüyorum.

    (bkz: hazırlıklı olmak)
  5. ev arkadaşım gece yarısı kolumdan tutup 'sallandık' diye çekince başka bir bilinçle uykudan sıçradim. izmir'de ikinci deprem deneyiminde ilk hafta yemekleri bile yanımda tutarak uyudum, evet gerçekten. online alışveriş yaparken fırsat buldukça hemen bir deprem çantası seti ekledim ama eklediğim şeyler incin geldi, ben de kargodan çıkınca kendi sistemime göre yeniden düzenledim. şimdi çanta dursun teşekkürler deprem felaketi olmayıversin.
  6. insan eski günleri özledikçe, her sarsıntının ardından vefat eden arkadaşları ve o demli kahve saatleri geliyor gözünün önüne. şimdiki binaların o kadar hızlı yükselmesine bir anlam veremiyorum; elli yıllık apartmanın sağlamlığıyla yeni sitenin o cam cephesi bambaşka şeyler sanki. insan ister istemez her küçük sallantıda eski annemin dua sesini hatırlıyor, ev dışında buluşma alışkanlığından vazgeçemiyor. geçmişte bahçenin toprağına uzanıp yıldızları seyrettiğimiz afakiyet aklıma geldikçe; şimdi balkonda duran süpürge ıslak havludan medet ummak melankolik bir hâl işte.