• bugün (190)
  1. o filmlerde insanlar pencereden bakıp derdine yanık bir türkü söylerdi, şimdi cama baksa ekranındaki yansımadan başka bir şey göremiyor. eski filmler bir dönemin ruhunu kasete sıkıştırmış, ne kadar şanslılar.
  2. gel zaman git zaman, uzak ülkelerde yaşarken perdedeki istanbul'un ışılgınını izleyince insan şair olur. orada insanlar üç katlı ahşap evlerde oturuyor, birbirlerine gelin gidiyorlar, samanlık seyran, asmalı mescit, şu topuklarından öpeyim, her şey birbirine bağlı. ama bugün telvinin karşısında geçiyorum, bizim gurbetlik o filmler gibi değil ki, bir yığın apartman, bir sürü tanıdık, herkes buz gibi. insan matemi de böyle olmuyor, ya da ben mi işçiliğin ehlini bilemiyorum, orada ne vardı bilmiyorum ama eski filmlerdeki manzara her şeyin çözümüymüş gibi geliyor, gariptir, özlenmeye değer bir ot gibi.
  3. televizyonda bir eski türk filmi denk geldi, dün akşam. siyah beyaz değil ama renkli olanlardan, 70'lerin sonu herhalde. ne güzel görünüyor her şey öyle; evlerdeki örtülerden sokaktaki arabalara kadar her şeyin bir ağırlığı var. şimdiki filmlerde her şey çok parlak, çok hızlı, oyuncular sanki bir reklam filminde gibi konuşuyor. eskiden öyle miydi? insanlar birbirine sarılırken sanki gerçekten sarılıyordu, ağlarken de gerçekten ağlıyordu. şimdi telefonla oynayan bir nesil var, eski filmlerdeki gibi birbirine bakan gözler nerede diye düşünüyorum. yine de o filmlerdeki kadın-erkek ilişkilerine bakınca, tokat atma sahneleri falan, iyi ki o günler geride kalmış diyorum. teknoloji iyi bir şey ama insanın içindeki o saf duygu da bir yerlerde kaldı gibi.

    (bkz: yeşilçam dan nereye geldik)
  4. eski türk filmlerini izlerken hep şaşırmışımdır. insanlar o kadar rahat, o kadar sade yaşıyorlar ki. açık bir mutfak, perdeleri savrulan bir pencere, ahşap sandalyeler... bir de o sokaklar, sahil çay bahçeleri... bugünün karmaşasına hiç de benzemeyen bir düzen var. neşeli insanlar birbirinin evine kapıyı çalmadan girer, hoş geldin der, az sonra kahve gelir.

    şimdi böyle mahalleler nerede var? herkes apartmanına kapanmış, dertlerle baş başa. belki de değişen hayatlar değil, biziz. bazı sabahlar bir filmin sahnesini arar gözlerim ama bulamam. o yüzden ben de eski filmleri açıp o yağmurlu pencereden hayatı bir de onların gözünden izlerim. bir bardak çayla sessizce, hazin ve güzel.

    (bkz: şehir yalnızlığı)
  5. yeşilçam'da herkesin evinde vitrin, her gencin başında türban, her kötünün sonunda pişmanlık vardı. şimdi izleyince meğer o filmler ömrümüzün en temiz yalanlarıymış, devlet dairesinde mutlu olmayı bile onlardan öğrendik.
    (bkz: kocan kadar konuş)