-
uçağa bindiğimde pencere kenarını kaptıysam ne kadar şanslıyım; bulutların üstünde süzülürken hayatın telaşından bir anlığına kaçmak bana iyi geliyor. thy'nin ikrdıbını da saymazsak uçuşun kendisi zaten başlı başına bir terapi, inmek istemiyorum.
-
bir tek yerden bir yere ulaşmıyorsun, kalkışta çukura oturur gibi değil koltukta yayılarak kahve ısmarlamışçasına gidiyorsun.
-
şimdi anlatayım, türk havayolları dediğin; hem iyi yanlısı hem de defteri elinden hiç bırakmayan bir memur gibi. yağmurlu günde iki saat rötarlı kalkarsın, gökyüzünde başka kapıdan boyun büküştürsün derken inersin ve bakarsın valizine millete 'yahu elinizden terlik geldi bu devirde' der yetiştirilmiş işçilik. yine de uçuş boyunca çay faslı küs duraklar; ekmek fazladan isteyenlere kaş göz sevk yorar ama millet galibiyet almayı bilir, kiminle uçtuğunun bir önemi yok.
-
uçuş uygulaması ve check-in hızı hariç her şeyiyle tipik bir havayolu deneyimi; ama kargo gibi düşünürseniz valiz bilgisini takip etmek de ekstra kolay. kısacası bagaj adresine varırken heyecan var, varışta biraz daha sabır.
-
önce e-devlet'ten bilet işlemlerine bakarsın, sonra havalimanındaki o görevlilerin yüz ifadesinden havanın durumunu okursun, ama uçak havalanınca herkes şikayet eder, işte asıl mesele o anda pencereden bakan o yaşlı teyze gibiyim, kırk beş yıllık emekli çilesi.